Yetmiş Üç Yaşında, Ölmek Üzere Olan Lise Aşkımla Evlendim. Onun Son Arzusu Bana “Karım” Demekti…

Kutunun içinde ilk bakışta sıradan görünen birkaç eşya vardı. Eski bir zarf, sararmış bir fotoğraf, küçük bir anahtar ve kırmızı kurdeleyle bağlanmış kalınca bir defter… Ama beni asıl şaşırtan, zarfın üzerinde kendi el yazımla yazılmış adımı görmek oldu.

Avukat sessizce oturdu.

"Önce mektubu okuyun," dedi.

Titreyen ellerimle zarfı açtım. İçindeki mektup Kemal'in tanıdık el yazısıyla yazılmıştı.

"Sevgili Nancy... Eğer bu satırları okuyorsan, artık yanında olamayacağımı biliyorum. Sana gerçeği ancak şimdi anlatabiliyorum. Çünkü bunu yüzüne söyleyecek cesareti hiçbir zaman bulamadım."

Gözyaşlarım satırların üzerine düşüyordu.

"Yıllar önce otobüs terminalinde senden ayrıldıktan sonra seni suçladım. Gitmeni ihanet sandım. Fakat aylar sonra babam bana büyük bir gerçeği itiraf etti. Üniversiteye kabul mektubunu aldığında ailene gizlice gitmiş. Babanın borçlarını ödemeyi teklif ederek seni okuldan vazgeçirmelerini istemiş. Çünkü seni yanımda tutmak istiyordu. Sen bunu reddedince de seni bencil olmakla suçladım. Oysa aslında bencil olan bendim."

Nefesim kesildi.

Demek yıllarca taşıdığım suçluluk duygusu boşunaymış.

Mektup devam ediyordu.

"Babam öldükten sonra bu gerçeği öğrendim. Seni aramak istedim ama o zamana kadar başka bir hayat kurduğunu düşündüm. Seni yeniden yaralamaya hakkım olmadığını düşündüm. Bu yüzden sadece uzaktan senin iyi olmanı diledim."

Mektubun sonuna doğru satırlar daha da duygusallaşıyordu.

"Sana evlenme teklif etmemin tek nedeni geçmişi telafi etmek değildi. Sana yıllarca ait olduğunu düşündüğüm bir şeyi geri vermek istedim."

Başımı kaldırıp avukata baktım.

"O anahtar neyin anahtarı?" diye sordum.

Avukat gülümsedi.

"Kemal Bey bana bunu ancak mektubu bitirdikten sonra söylememi tembihlemişti."

Masadaki küçük pirinç anahtarı elime verdi.

"Kasabanın dışında eski taş evini biliyor musunuz?"

Başımı salladım.

Çocukluğumuzun geçtiği küçük bağ eviydi.

"Orası yıllardır satılmadı."

Şaşkınlıkla baktım.

"Ama ben oranın çoktan yıkıldığını sanıyordum."

"Hayır," dedi avukat.

"Tam tersine, Kemal Bey elli yıl boyunca evi gizlice restore ettirdi."

Kalbim hızla atmaya başladı.

Ertesi gün birlikte o eve gittik.

Bahçe eskisinden çok daha bakımlıydı. Çiçekler açmış, yıllardır kimsenin yaşamadığını sandığım ev adeta zamana meydan okumuştu.

Kapıyı anahtarla açtığımda gözlerim doldu.

İçerisi bir müze gibiydi.

Duvarlarda gençlik fotoğraflarımız vardı.

Lise mezuniyet yıllığımız...

Kasaba panayırında birlikte çekildiğimiz siyah beyaz fotoğraf...

Benim yıllar önce okul gazetesine yazdığım bir şiir...

Hepsini saklamıştı.

Her odada bana ait küçük bir anı vardı.

Son odanın kapısını açtığımda ise nefesim kesildi.

Duvar boyunca uzanan raflarda onlarca kutu dizilmişti.

Her kutunun üzerinde bir tarih yazıyordu.

1969...

1974...

1988...

2003...

2021...

Avukat kutulardan birini açtı.

İçinden bana yazılmış ama hiç gönderilmemiş bir mektup çıktı gorsele ilerleyin devamı sonraki sayfda....

Reklamlar