Hemen düğün organizatörünü aradım. Kısa ama net birkaç değişiklik istedim. Ardından terziyi aradım. Şans eseri düğün salonuna yakın bir yerdeydi ve acil durumlar için yanına ekipman almıştı. Ona gelmesini söyledim. Yırtılmış eteği dikkatlice topladım. Kumaş parçalarının çoğu hâlâ kurtarılabilirdi.
Bir saat sonra terzi geldi. Hızla çalışmaya başladı. Yırtık parçaları kesip yeniden düzenledi. Lekeleri saklayacak şekilde yeni bir form verdi. Etek artık eskisi gibi değildi ama daha güçlü, daha anlamlı görünüyordu. Sanki parçalanmış anılar yeniden bir araya gelmişti.
Tören başladığında herkes bana bakıyordu. Renkli etek ışıkların altında dikkat çekiyordu. İnsanlar fısıldaşıyordu ama yüzlerinde hayranlık vardı. Nikâh kıyıldıktan sonra mikrofonu elime aldım. Salona baktım. Sonra sakin bir sesle konuşmaya başladım. Annemin beni nasıl büyüttüğünü, o yorganı nasıl diktiğini anlattım. Ve bugün o kumaşın benimle olmasını neden istediğimi söyledim. Ardından ekledim: “Bu etek düğün sabahı biri tarafından parçalandı. Ama anılar kolay parçalanmaz. Sevgi de öyle.”
Salonda derin bir sessizlik oldu. İnsanlar alkışlamaya başladı. Kerem elimi sıktı. Nermin Hanım’ın yüzü bembeyazdı. Başını eğmişti. O an anladım ki bazı dersler bağırarak değil, gerçeği göstererek verilir.
Düğün bittiğinde eteğin kumaşına dokundum. Yırtıkların izleri hâlâ vardı. Ama artık onlar bir yara değil, bir hikâyeydi. Annemin bana öğrettiği en önemli şey şuydu: İnsanların kalbi ne kadar sert olursa olsun, sevgi her zaman daha güçlüdür. Ve o gece, annemin yorganı bir kez daha beni ısıtmıştı.