Kayınvalidem Annemin Yorganından Diktiğim Düğün Eteğini Mahvetti — Ama Ona Unutamayacağı Bir Ders Verdim.

Annem beni tek başına büyüttü. Hayatımız hiçbir zaman kolay olmadı. Bir lokantada çift vardiya çalışır, çoğu zaman eve yorgunluktan ayakta zor durarak gelirdi. Ama yine de bana sıcak bir yuva kurmaya çalışırdı. Çocukluğumun en net hatıralarından biri, çok sert geçen bir kış gecesidir. O yıl doğru düzgün kömür alamamıştık, ev buz gibiydi. Yeni battaniye alacak paramız da yoktu. Annem bir akşam eski tişörtleri, kazakları ve kumaş parçalarını çıkarıp masanın üzerine serdi. Günlerce uğraştı. Sonunda renk renk parçaların birleştiği bir yorgan yaptı. O yorgan bizim için sadece bir battaniye değildi; annemin sevgisiydi, emeğiydi, sıcaklığıydı. Soğuk gecelerde ikimiz o yorgana sarılır, birbirimize sokulup ısınırdık.

Yıllar geçti. Hayat biraz düzeldi ama o yorgan annemin evindeki rafta hep durdu. Onu hiçbir zaman atmadı. Çünkü içinde anılarımız vardı. Ben büyüdüm, çalışmaya başladım. Bir gün Kerem’le tanıştım. Kerem hayatıma girince annem sanki yeniden gençleşmiş gibi oldu. Nişanlandığımız gün mutluluktan ağladı. “Kızımın düğününü göreceğim” diye herkese anlatıyordu. Ama hayat bazen insanın en güzel hayallerini acımasızca yarıda bırakıyor. Düğünümüze birkaç ay kala annem kanserden vefat etti. O gün dünyam yıkıldı. Sanki içimde kocaman bir boşluk açılmıştı.

Annemin eşyalarını toplamak için evine gittiğim gün rafın üzerinde o yorganı gördüm. Tozlanmıştı ama hâlâ aynıydı. Elime aldım, göğsüme bastırdım. Kumaşın kokusunda annemi hissettim. İşte o an aklıma bir fikir geldi. Annem düğünümü göremeyecekti ama onun bir parçası yanımda olabilirdi. Yorganın kumaşından düğün eteğimi yaptırmaya karar verdim. Terziye götürdüğümde başta şaşırdı ama sonunda harika bir etek ortaya çıktı. Evet, klasik gelinliklerden farklıydı. Renkli kumaş parçaları vardı ama benim için dünyanın en güzel gelinliğiydi. Kerem gördüğünde gözleri doldu. “Annen seninle olacak” dedi.

Ama herkes aynı şekilde düşünmüyordu. Kerem’in annesi Nermin Hanım, eteği ilk gördüğünde yüzünü buruşturdu. Dudaklarını büzüp baştan aşağı süzdü beni. “Gerçekten bunu mu giyeceksin?” dedi küçümseyen bir sesle. “Düğüne iş çevremden insanlar gelecek. Herkesin gözü üzerimizde olacak. Bu paçavralarla mı çıkacaksın karşılarına?” Onu dinledim ama geri adım atmadım. “Bu paçavra değil,” dedim sakin bir sesle. “Bu annemin hatırası.” Nermin Hanım sinirle başını çevirdi ama ben kararımı vermiştim.

Düğün günü geldi. Sabah erkenden hazırlanmak için üst kata çıktım. Gelinliğimi dolaba asmıştım. Kapıyı açtığım an içimden bir şey koptu. Etek parçalanmıştı. Kumaşlar yırtılmış, üzerine kahverengi lekeler dökülmüştü. Dizlerimin bağı çözüldü. Yere çöktüm. Ellerim titriyordu. Gözyaşlarım durmadan akıyordu. Annemin hatırası, benim için en değerli şey, mahvolmuştu.

Kapı gıcırdayarak açıldı. İçeri Nermin Hanım girdi. Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. “Ah, eteğinde bir sorun mu var?” dedi sahte bir şaşkınlıkla. “Seni büyük bir utançtan kurtardım.” O an içimdeki acı bir anda başka bir şeye dönüştü. Öfkeye. Ama bağırmadım. Ağlamayı da bıraktım. Sadece ayağa kalktım. Ona baktım. Sonra telefonumu elime aldım devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar