Lisede Hayatı Zindan Eden Zorba İle Değiştiğine İnanıp Evlendim! Ama Düğün Gecesi Bana Söylediği O Cümleyle Kendime Gelemedim.

Burak'ı neredeyse yirmi yıldır görmemiştim. Lise yıllarımda o okula gitmekten nefret etmemin, öğle yemeklerini kütüphanede tek başıma yememin tek sebebi oydu. Sadece "kötü" biri değildi; sinsi ve stratejik bir zorbaydı. Tek bir kelimeyle sizi yerin dibine sokup, bir öğretmen yanınızdan geçerken dünyanın en masum çocuğu gibi görünebilirdi.

Bu yüzden 32 yaşımda onunla bir kafede tesadüfen karşılaştığımda arkamı dönüp kaçmak istedim. Ama benden öyle bir özür diledi ki... Bahanesiz, içten ve sesi titreyerek... "Sana karşı iğrenç biriydim ve yıllardır bunu telafi etmek istiyorum," dedi. Onu hemen affetmedim elbette ama karşıma gerçekten terapi görmüş, bambaşka bir adam olarak çıkmaya devam edince yavaş yavaş gardımı indirdim ve sevgili olduk. Evlenme teklif ettiğinde tereddüt etsem de, ellerimi tutup "Yemin ederim değiştim, artık o çocuk değilim," dediğinde ona inandım.

Aile arasında sade ve güzel bir düğünle evlendik. Yıllar sonra ilk defa geçmişim peşimi bırakmış gibi umutluydum. O gece eve geldiğimizde, yüzümü yıkayıp heyecanımı yatıştırmak için banyoya girdim. Odaya döndüğümde Burak yatağın ucuna oturmuş, damatlığıyla gözlerini yere dikmişti. Ellerini o kadar sıkı yumruk yapmıştı ki eklemleri bembeyaz olmuştu.

"Burak, iyi misin?" diye fısıldadım usulca.

Başını kaldırdı. Gözlerinde ne bir heyecan ne de bir sevgi kırıntısı vardı. Çok daha karanlık, ürpertici bir rahatlama içindeydi. Sertçe yutkundu ve fısıldadı:

"Sonunda... Sana gerçeği söylemeye hazırım."

Mideme kramplar girdi, ayaklarımın altındaki zemin kayıyordu adeta. "Ne gerçeği?" diye titreyerek sorabildim.

Odanın içindeki o yoğun sessizlik o kadar derindi ki, kendi kalp atışlarımın kulaklarımda gümbürdediğini duyabiliyordum. Yatağın üzerine serilmiş o bembeyaz gelinliğim, köşede duran tebrik çiçekleri ve parmağımdaki yüzük bir anda anlamını yitirmiş, hepsi birer yabancı nesneye dönüşmüştü. Burak yavaşça başını kaldırdı. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de yeni evlenmiş, aşık bir adamın şefkati vardı. Yüzünde, tam iki yıldır ilmek ilmek inşa ettiği o "iyi ve yaralı adam" maskesinin yavaş yavaş çatladığını, altından lisede koridorlarda bana bakıp sinsi sinsi gülen o acımasız çocuğun çıktığını dehşetle izliyordum.

"O kafede karşılaşmamız..." diye fısıldadı, sesi odanın soğuk duvarlarına çarparken ayağa kalktı. "Bunun bir tesadüf olduğunu mu sandın Ceren?"

Geriye doğru bir adım tökezledim. Sırtım soğuk banyo kapısına çarptı. "Ne saçmalıyorsun sen Burak? O gün kahve almak için girdiğimde..."

Sözümü keserek hafifçe, kemiklerimi donduran mekanik bir sesle güldü. Üzerindeki o şık damatlık şimdi ona ait olmayan, çalınmış bir kostüm gibi duruyordu gorsele ilerleyn devamı sonraki sayfada....

Reklamlar