Kâğıdın üzerinde küçük beyaz çiçekler çizilmişti.
Altında şu cümle vardı:
'Doruk büyüdüğünde beni tanıyacak mı?'
Ferda'nın boğazı düğümlendi. Ancak duygularını belli etmeden kâğıdı delil torbasına koydurdu.
Yukarı çıktığında Doruk hemen yanına geldi.
'Bir şey buldunuz, değil mi?'
Ferda başını salladı.
'Ablanın burada tutulmuş olabileceğini gösteren ciddi bulgular var.'
Doruk bir an nefes alamadı.
'Ölmüş mü?'
'Buna ilişkin bir sonuca ulaşmadık.'
'O zaman yaşıyor olabilir.'
'Evet, olabilir.'
Doruk'un on beş yıldır ilk kez gerçekten umutlanması, aynı zamanda en çok korktuğu andı.
Ertesi sabah Rauf'un kahverengi defterindeki kayıtlar incelenmeye başlandı.
Defterde tarihler, araç plakaları ve çeşitli ödeme notları vardı. Bazı sayfalarda yalnızca baş harfler kullanılmıştı.
Bir bölümde şu cümle yazıyordu:
'Kız artık on sekiz yaşında. Burada kalması mümkün değil.'
Bu kaydın tarihi, Nehir'in kaybolmasından yaklaşık iki yıl sonrasına denk geliyordu.
Ferda hemen devamındaki sayfaya baktı.
'K. S. ile görüşüldü. Eski taş ocağı yolu. Sabah altı.'
Artık soru yalnızca Nehir'in nerede tutulduğu değildi.
İki yıl sonra nereye götürülmüştü?
Ferda, defterdeki plakalardan birini trafik kayıtlarında araştırdı. Araç, yıllar önce kapanmış bir özel hasta nakil şirketine aitti.
Şirketin eski ortaklarından biri, yetmiş yaşındaki Kemal Sargın'dı.
Kemal'in adı, Rauf'un defterindeki baş harflerle uyuşuyordu.
Polisler aynı gün Kemal'in ifadesine başvurdu.
Yaşlı adam önce Rauf'u pek tanımadığını söyledi. Sonra önüne konulan araç kayıtlarını görünce elleri titremeye başladı.
'Ben kimseye zarar vermedim,' dedi.
Ferda sakinliğini korudu.
'Ne olduğunu anlatmanız gerekiyor.'
Kemal gözlerini kapattı.
'O kızı gördüğümde çok korkmuştum. Rauf bana akrabası olduğunu söylemişti.'
'Nereye götürdünüz?'
'Eskişehir tarafında eski bir çiftlik evine.'
'Neden?'
'Rauf, kızın hasta olduğunu ve insanlardan uzak tutulması gerektiğini söyledi. Belgeleri kendisinin halledeceğini belirtti.'
'Kız kendi isteğiyle mi gidiyordu?'
Kemal uzun süre cevap vermedi.
Sonunda başını eğdi.
'Hayır.'
Bu tek kelime, soruşturmanın yönünü tamamen değiştirdi.
Kemal, Rauf'un baskısından korktuğunu iddia etti. Fakat Ferda bunun kendisini sorumluluktan kurtarmayacağını açıkça söyledi.
Kemal'in gösterdiği adrese ekipler gönderildi.
Çiftlik evi yıllardır boştu. Pencereleri kırılmış, bahçesi yabani otlarla kaplanmıştı.
Ancak içeride önemli bir şey bulundu.
Bir dolabın arkasına saklanmış küçük metal kutunun içinde eski bir fotoğraf ve birkaç mektup vardı.
Fotoğraftaki genç kadın Nehir'e benziyordu.
Yüzü daha zayıftı. Saçları omuzlarına kadar kesilmişti. Üzerinde koyu renk bir hırka vardı.
Fotoğrafın arkasında yalnızca bir tarih bulunuyordu.
Kayboluşunun üçüncü yılı.
Doruk fotoğrafı gördüğünde gözyaşlarını tutamadı.
'Bu benim ablam.'
Gülay fotoğrafı ellerinin arasına almadı. Ona uzun uzun baktıktan sonra sandalyesine çöktü.
'Babamın bir şey sakladığını biliyordum,' dedi.
Cevdet şaşkınlıkla eşine döndü.
'Ne demek biliyordun?'
Gülay titrek bir sesle konuştu.
'Nehir kaybolmadan birkaç gün önce babamla tartışmıştı. Babam ona annesinin ailesinden kalan bir mirasla ilgili evrakları imzalatmak istiyordu. Nehir kabul etmemişti.'
'Bunu neden polise söylemedin?'
'Söyledim. Ama somut bir kanıt yoktu. Babam da her şeyi inkâr etti. Sonra bana, kızımın evi terk etmeden önce kendi adına para istediğini söyledi.'
Gülay yüzünü kapattı.
'Hiç inanmadım. Ama onu suçladığımda herkes yaşlı babama haksızlık ettiğimi düşündü.'
Ferda dosyayı yeniden açtı.
Tapu kayıtlarında Nehir'in anneannesinden kalan küçük bir arsa hissesi olduğu görüldü. Nehir on sekiz yaşına ulaştığında bu pay üzerinde bazı işlemler yapılmıştı.
Belgelerde Nehir'in imzası vardı.
Ancak bilirkişi incelemesi, imzaların onun eski okul kayıtlarındaki imzalarla uyuşmadığını ortaya koydu.
Rauf yalnızca bir sır saklamamıştı.
Torununun haklarını da ele geçirmeye çalışmıştı.
Yine de Nehir'in nerede olduğu bilinmiyordu.
Çiftlik evinde bulunan mektuplardan biri, soruşturmanın son eksik halkasını tamamladı.
Mektupta Nehir'in kendi el yazısına benzeyen satırlar vardı.
'Beni buradan götüreceklerini söylüyorlar. Kime güveneceğimi bilmiyorum. Eğer bir gün biri bu satırları bulursa anneme onu hiç unutmadığımı söylesin.'
Mektubun altına başka bir isim yazılmıştı.
'Saniye.'
Ferda, çiftliğin geçmişteki çalışanlarını araştırdı. Saniye adlı bir kadının yıllar önce burada temizlik işlerinde çalıştığını öğrendi.
Kadın artık Kütahya'da yaşıyordu.
Ferda kendisi görüşmeye gitti.
Saniye kapıyı açtığında karşısında polisi görünce yüzü bembeyaz oldu.
'Geleceğinizi biliyordum,' dedi.
Ferda içeri girdi.
'Nehir Tanyeri'yi tanıyor musunuz?'
Saniye ağlamaya başladı.
'Evet. O kızı unutmadım.'
'Şimdi nerede?'
Saniye bir süre sustu.
'Sonunda kaçmasına yardım ettim. O evde tutulduğunu anladığımda çok korktum. Bir gece onu eski otogara götürdüm. Bir miktar para verdim.'
'Neden polise gitmediniz?'
'Rauf beni ve ailemi tehdit etmişti. Susmakla büyük yanlış yaptım.'
'Nehir nereye gitti?'
'Bursa'ya giden bir otobüse bindi. Bana artık adını kullanmak istemediğini söylemişti.'
Saniye eski bir defter çıkardı.
'İki yıl sonra bana bir kart gönderdi. Yaşadığını bildirmek istemiş.'
Kartın üzerinde Bursa'daki küçük bir dikiş atölyesinin adresi vardı.
Ferda hemen araştırma başlattı.
Atölye sekiz yıl önce kapanmıştı. Ancak işletmenin eski sahibi Nehir'i hatırlıyordu.
'Çok sessizdi,' dedi kadın. 'Kendisine Nil diyordu. Dikiş konusunda yetenekliydi. Kimseye geçmişinden bahsetmezdi.'
'Peki sonra?'
'Bir meslek kursuna başladı. Ardından kendi işini kurdu.'
Kadın eski telefonundaki bir numarayı polise verdi.
Numara hâlâ aktifti.
Ferda aradığında telefonu bir kadın açtı.
'Alo?'
'Nil Hanım'la mı görüşüyorum?'
'Evet.'
'Ben Komiser Ferda Ergin. Sizinle Nehir Tanyeri hakkında konuşmam gerekiyor.'
Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu.
Sonra kadın fısıldadı:
'Rauf öldü mü?'
Ferda'nın kalbi hızlandı.
'Evet.'
Kadın ağlamaya başladı.
'Ben yıllardır o haberi bekliyordum.'
İki gün sonra Doruk, annesi ve babası Bursa'ya gittiler.
Ferda görüşmenin güvenli ve sakin bir ortamda yapılmasını sağlamıştı. Nehir'in kimliği, önce eski fotoğraflar ve resmî kayıtlarla karşılaştırılmış, ardından kendisinin rızasıyla yapılan incelemelerle doğrulanmıştı.
Doruk küçük bir danışma merkezinin bekleme salonunda otururken dizlerinin titrediğini hissediyordu.
Kapı açıldı.
İçeri otuz bir yaşında bir kadın girdi.
Kahverengi saçları omuzlarına dökülüyordu. Gözlerinin çevresinde hafif çizgiler vardı.
Doruk ayağa kalktı.
Kadın ona uzun uzun baktı.
'Doruk?' dedi.
Doruk cevap veremedi.
Nehir bir adım yaklaştı.
'Sen ne kadar büyümüşsün.'
Doruk'un gözlerinden yaşlar süzüldü.
'Sen de hâlâ aynı gülümsüyorsun.'
Nehir ağlayarak güldü.
İkisi birbirine sarıldı.
Gülay kapının yanında duruyordu. Kızının yüzünü ellerinin arasına almak istiyor ama onu ürkütmekten korkuyordu.
Nehir annesine döndü.
'Anne…'
Gülay dizlerinin bağı çözülecek gibi olunca duvara yaslandı.
'Kızım.'
Nehir annesine sarıldığında ikisi de uzun süre konuşamadı.
Cevdet birkaç adım geride bekledi.
Nehir ona baktı.
'Baba, beni aradın mı?'
Cevdet'in sesi kırıldı.
'Her gün, kızım. Her gün.'
Nehir babasına da sarıldı.
Saatler sonra konuşabilecek kadar sakinleştiğinde hikâyesini anlattı.
Büyükbabası, miras belgelerini imzalamayı reddettiği gün onu evine çağırmıştı. Ardından özgürlüğünü elinden almış, ailesinin kendisini istemediğine inandırmaya çalışmıştı.
Başlangıçta onlara mektup gönderebileceğini ummuştu. Ancak hiçbir mesajına izin verilmemişti.
Çiftlikten kaçtıktan sonra bile Rauf'un kendisini bulacağından korkmuştu.
Bir süre sonra annesiyle babasının, ortadan kayboluşuyla ilgili olduğunu düşündüğü insanlarla bağlantısını sürdürdüğüne dair yanlış bilgiler almıştı. Kime güveneceğini bilememişti.
Kendisine yeni bir hayat kurmuştu ama geçmişi ardında bırakmak sandığı kadar kolay olmamıştı.
'Bir gün size ulaşacaktım,' dedi. 'Ama her denediğimde korkum ağır bastı.'
Gülay kızının elini tuttu.
'Artık hiçbir şeyi tek başına yapmak zorunda değilsin.'
Sonraki aylarda soruşturma genişletildi. Kemal ve olayın ortaya çıkmasına engel olan diğer kişiler hakkında adli işlem başlatıldı. Belgelerdeki sahtecilik ve haksız mal devri de ayrı incelemeye alındı.
Nehir, hukuki süreçte kendi kararlarını verdi. Ailesi ona baskı yapmadı. Her şeyi anlatmasını beklemek yerine hazır olduğu kadarını dinlediler.
Doruk sık sık Bursa'ya gidiyordu.
Bir gün ablasının atölyesinde eski bir dikiş kutusu gördü.
Kutunun içinde beyaz iplikler, küçük makaslar ve kumaş parçaları vardı.
Nehir gülümsedi.
'Hâlâ çiçek dikiyorum,' dedi.
Doruk masanın üzerindeki lacivert ceketi gösterdi.
Kolunda üç küçük beyaz çiçek vardı.
'Bana da diker misin?'
Nehir iğneyi eline aldı.
'Bir şartla.'
'Neymiş?'
'Bu sefer sen de öğreneceksin.'
Doruk sandalyesini çekip yanına oturdu.
O akşam, yıllar önce yarım kalmış bir alışkanlık yeniden başladı.
Bir yıl sonra Nehir, ailesini evine davet etti. Artık kendi soyadını yeniden kullanıyordu. Atölyesi büyümüş, yanında iki kadın daha çalışmaya başlamıştı.
Akşam yemeğinde Gülay eskiden yaptığı börekten getirdi. Cevdet balkondaki bozuk lambayı tamir etti. Doruk ise ablasıyla eski fotoğraf albümünü karıştırdı.
Nehir on altı yaşındaki fotoğrafına uzun süre baktı.
'Onu yıllarca kaybettiğimi düşündüm,' dedi.
Doruk fotoğrafı gösterdi.
'Kaybetmedin. O da senin bir parçan.'
Nehir başını kardeşinin omzuna yasladı.
Gece herkes gittikten sonra pencereyi açtı.
Dışarıda hafif yağmur yağıyordu.
Eskiden yağmur sesi ona kilitli kapıları hatırlatırdı. Şimdi ise açık bir pencerenin önünde duruyor, istediği zaman dışarı çıkabileceğini biliyordu.
Masasına oturdu ve küçük bir kumaş parçasına üç beyaz çiçek işledi.
Sonra onu çerçeveleyip kapısının yanına astı.
Altına tek bir cümle yazdı:
'Beni geçmişim tanımlamıyor; bundan sonrasını ben seçiyorum.'
On beş yıl boyunca herkes Nehir'in nereye kaybolduğunu sormuştu.
Ama sonunda en önemli soru değişmişti.
Artık mesele onun nerede olduğu değil, nasıl bir hayat yaşamak istediğiydi.
Ve bu kez cevabı yalnızca Nehir verecekti.