ablası bunu biliyordu.
Bir gün kardeşinin gerçeği öğrenebileceğini düşünmüş ve ona mesaj bırakmıştı.
Komiser Jelena, kahverengi defteri incelemek için karakola götürdü.
Defter Milan’a aitti.
İlk sayfalarda sıradan şeyler yazıyordu.
Bahçede yaptığı işler.
Aldığı ilaçlar.
Komşularla yaşadığı tartışmalar.
Fakat ilerleyen sayfalarda yazılar değişiyordu.
Elena’dan söz etmeye başlamıştı.
“Çok soru soruyor.”
“Annesine anlatmasından korkuyorum.”
“Bu gece kulübeye geldi.”
“Artık yukarı çıkmasına izin veremem.”
Komiser Jelena o satırları okurken odadaki herkes sessizdi.
Dragan bir anda ayağa kalktı.
— Yani o gece Milan…
Jelena sözünü tamamlamasına izin vermedi.
— Defterde henüz ne olduğunu kesin biçimde anlatan bir bölüm yok. Ama Elena’nın burada tutulmuş olduğuna dair güçlü işaretler var.
Milena başını kaldırdı.
— Babam kızımı burada mı tuttu?
Kimse cevap veremedi.
Çünkü bu sorunun cevabı bile yeterince korkunçtu.
Fakat daha korkuncu henüz gelmemişti.
Yer altındaki odaların en sonunda paslanmış demir bir kapı vardı.
Kapı yıllardır açılmamış gibi görünüyordu.
Olay yeri ekibi kilidi kırdığında içeride küçük bir yatak, eski battaniyeler ve duvara monte edilmiş bir raf buldu.
Rafta birkaç çocuk kitabı vardı.
Bir tarak.
Kırık bir ayna.
Ve üzerinde beyaz çiçekler işlenmiş küçük bir bez çanta.
Nikola o çantayı fotoğraftan görür görmez tanıdı.
Elena onu her yere götürürdü.
Fakat odada Elena’ya ait herhangi bir kalıntı bulunamadı.
Bu durum herkesi daha da şaşırttı.
Eğer Elena orada tutulmuşsa…
Sonra nereye gitmişti?
Ertesi sabah Komiser Jelena yeniden aileyle görüştü.
Masaya eski bir fotoğraf bıraktı.
Fotoğraf, Milan’ın defterinin arasından çıkmıştı.
Fotoğrafta genç bir kız arkası dönük halde bir otobüs durağında duruyordu.
Saçları Elena’nınki kadar uzundu.
Üzerinde açık renk bir mont vardı.
Fotoğrafın arkasında ise bir tarih yazılıydı.
Elena’nın kaybolmasından tam üç yıl sonrası.
Nikola şaşkınlıkla Komiser Jelena’ya baktı.
— Bu ne demek?
— Elena üç yıl sonra hâlâ hayatta olabilir, dedi Jelena.
Milena’nın elleri titremeye başladı.
— O zaman babam onu serbest mi bıraktı?
Jelena başını salladı.
— Bilmiyoruz.
Sonra masaya ikinci bir şey koydu.
Eski bir otobüs bileti.
Bilet, Milan’ın defterinin arka kapağının içine bantlanmıştı.
Varış yeri Sofya idi.
Tarih ise fotoğrafla aynı gündü.
Nikola ayağa kalktı.
— O zaman Sofya’ya gitmiş.
Komiser Jelena cevap vermeden önce birkaç saniye sustu.
— Belki.
— Belki ne demek?
— Çünkü aynı gün Milan da Sofya’daymış.
Odadaki hava bir anda değişti.
Dragan kaşlarını çattı.
— Bunu nereden biliyorsunuz?
Jelena bilgisayar ekranını çevirdi.
On beş yıl öncesine ait eski bir otel kaydı vardı.
Milan’ın adı açıkça görünüyordu.
İki gece kalmıştı.
Ama kayıtta dikkat çeken başka bir ayrıntı vardı.
Oda iki kişilik olarak tutulmuştu.
Milena ellerini ağzına götürdü.
— Elena onunla mıydı?
Komiser Jelena derin bir nefes aldı.
— Bunu öğrenmeye çalışıyoruz.
Polisler otelin yıllar önceki çalışanlarına ulaşmaya başladı.
Çoğu hiçbir şey hatırlamıyordu.
Ancak otelin eski resepsiyon görevlilerinden biri Milan’ın fotoğrafını görünce uzun süre ekrana baktı.
Sonra şu cümleyi söyledi:
— Bu adamı hatırlıyorum.
Komiser Jelena hemen sordu:
— Yanında genç bir kız var mıydı?
Adam sustu.
— Vardı.
Nikola’nın nefesi kesildi.
— Elena mıydı?
Eski görevli fotoğrafa biraz daha yaklaştı.
— Onu bilmiyorum. Ama kız çok korkmuş görünüyordu.
Sonra beklenmedik bir şey söyledi.
— Fakat ertesi sabah adam otelden yalnız ayrıldı.
— Kız neredeydi?
Görevlinin yüzü gerildi.
— Onu bir kadın gelip aldı.
Komiser Jelena hemen öne eğildi.
— Nasıl bir kadın?
Adam birkaç saniye düşündü.
— Kırklı yaşlarındaydı. Kız onu görünce ağlamaya başladı. Sonra sarıldılar.
Milena şaşkınlık içinde ekrana bakıyordu.
— Kimdi o kadın?
Görevli başını salladı.
— Adını bilmiyorum.
Tam görüşmenin biteceği sırada adam sanki bir şey hatırlamış gibi durdu.
— Bir dakika…
Herkes ona baktı.
— Kadın giderken resepsiyonda bir belge imzalamıştı.
Komiser Jelena’nın gözleri büyüdü.
— O kayıt hâlâ duruyor olabilir mi?
Adam bilgisayarından eski arşivlere baktı.
Birkaç dakika sonra ekrana bir belge geldi.
Altındaki imza güçlükle okunuyordu.
Jelena belgeye yaklaştı.
Sonra hiçbir şey söylemeden Milena’ya baktı.
Milena’nın yüzü bir anda değişti.
Çünkü o imzayı tanımıştı.
— Bu olamaz…
Nikola annesine döndü.
— Anne, kimin imzası bu?
Milena cevap vermedi.
Sadece ekrana bakıyordu.
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Sonunda dudaklarından tek bir isim çıktı.
Ve o isim, Elena’nın kaybolmasının yalnızca Milan’ın sakladığı bir sır olmadığını ortaya koyacaktı…