“Çünkü Selçuk’un otuz yıl önce bizi neden terk ettiğine dair bütün hayatım boyunca inandığım şeyin GERÇEK OLMADIĞINI o anda anladım.”
Mektubun ilk satırını yeniden okudum.
Sonra bir kez daha.
Ellerim öylesine titriyordu ki kâğıdın kenarları parmaklarımın arasında hışırdıyordu.
Selçuk şöyle yazmıştı:
“Beni affetmeni istemiyorum. Buna hakkım olmadığını biliyorum. Ama seni terk ettiğim gün korkak olduğum için kaçmadım. Çocuklarımı senden başka kimsenin koruyamayacağını bildiğim için gittim.”
Başımı kaldırdım.
Salon bir anda sessizleşmişti.
On çocuğun hepsi, artık yetişkin insanlar olarak karşımda duruyordu. Kimisinin saçlarına ak düşmüş, kimisinin kendi çocukları üniversite çağına gelmişti.
Ama o anda hepsinin yüzünde, otuz yıl önce babaları ortadan kaybolduğunda gördüğüm o küçük çocukların korkusunu yeniden gördüm.
En büyükleri olan Baran, yanıma yaklaştı.
“Anne… devam et.”
Bana yıllardır anne diyorlardı.
O tek kelimeyi duyduğumda boğazımdaki düğüm daha da büyüdü.
Mektubu okumaya devam ettim.
Selçuk, ilk eşi Meral’in ölümünden birkaç ay sonra bazı şeylerin ters gittiğini fark ettiğini yazmıştı.
Meral’in ölümü resmi kayıtlara trafik kazası olarak geçmişti.
Fakat Selçuk, kazadan kısa süre önce eşinin kendisine bazı belgeler bıraktığını öğrenmişti.
Belgelerde, Selçuk’un yıllardır birlikte iş yaptığı ağabeyi Vedat Erden’in, aile şirketinden büyük miktarda para kaçırdığına dair kayıtlar vardı.
Meral bunu tesadüfen öğrenmişti.
Ölmeden iki gün önce Selçuk’a ulaşmaya çalışmış ama konuşmaya fırsat bulamamıştı.
Selçuk ise gerçeği ancak aylar sonra anlamıştı.
Mektupta şu satırlar vardı:
“Başta bunun sadece para meselesi olduğunu düşündüm. Sonra bir gece evimizin arka kapısında kırılmış kilidi gördüm. Ertesi gün Baran’ın okul çıkışında yabancı bir adam tarafından takip edildiğini öğrendim. İşte o zaman meselenin artık benimle sınırlı olmadığını anladım.”
Baran’ın yüzü değişti.
“Hatırlıyorum,” dedi kısık sesle. “Bir adam birkaç gün boyunca okulun karşısında bekliyordu. Babam bana kimseye söylemememi söylemişti.”
Diğer kardeşler birbirlerine baktı.
Ben ise okumaya devam ettim.
Selçuk, polise gitmeyi düşünmüş.
Ama elindeki belgeler yetersizmiş.
Üstelik Vedat’ın güçlü bağlantıları varmış.
Selçuk’un asıl korkusu çocuklarıymış.
“Sen hayatımıza girdikten sonra ilk kez onların güvende olabileceğini düşündüm,” diye yazmıştı.
“Onları seviyordun. Hem de benim sana söylememi beklemeden. Ateşlendiklerinde başlarında bekliyor, okul gösterilerine gidiyor, küçüğün saçını tarıyor, büyüklerin ödevlerine yardım ediyordun. Ben ortadan kaybolursam onları bırakmayacağını umdum. Bu, hayatım boyunca yaptığım en bencilce kumardı.”
O cümlede durdum.
İçimde otuz yıldır bastırdığım öfke yeniden yükseldi.
“Umdun mu?” diye fısıldadım gorsele do'kunun diger bölüm sonraki sayfamızda...