36 Yaşında Bir Dilenciyle Evlendim ve İki Çocuğumuz Oldu — Ta Ki Bir Gün Üç Lüks Araba Köye Gelip Onun Gerçek Kimliğini Ortaya Çıkarana Dek…


Bir sabah bahçede çalışırken, kapımızın önünde üç lüks araba durunca tüm köy dışarı fırladı. Şık takım elbiseli adamlar araçlardan inip karımın önünde saygıyla eğilerek, “Efendim, sonunda sizi bulduk!” dediler. Şaşkınlıktan donup kalmıştım. Arabadan inen yaşlı bir adam gözyaşları içinde Hạnh’e sarıldı; o, on yıldır kayıp olan babasıydı. Karımın aslında dev bir iş imparatorluğunun mirasçısı olduğu ortaya çıktı.

On yıl önce, aile içindeki miras kavgalarından ve hırstan kaçmak için evi terk etmiş, kimliğini gizlemek için yıllarca dilenci gibi yaşamayı seçmişti. Hạnh ağlayarak, “Sen bana kucağını açmasaydın bugün hayatta bile olmayabilirdim,” dedi. Babası ellerimi sıkıca tutarak, paranın değil, merhametli yüreğimin asıl zenginlik olduğunu söyledi. Beni ve karımı hor gören köylüler, bir milyarderin kızı ve bir çiftçinin bu destansı gerçeği karşısında sessizliğe büründüler.

O günden sonra köydeki alaycı bakışlar yerini hayranlığa bıraktı. Hạnh’in ailesi bize büyük bir servet teklif etti ama biz sadeliği seçtik; sadece bahçemizi büyüttük ve çocuklarımıza dürüstlüğü öğrettik. Kaderin beni o kış günü pazara neden götürdüğünü artık biliyordum. Ben bir dilenciyle evlenmemiştim; ben, dünyalara bedel bir kalbe sahip olan ve ruhumu iyileştiren o eşsiz kadınla evlenmiştim.
Reklamlar