Sonra bir kadın sesi yükseldi.
“Anne… Beni buradan çıkar.”
Bacaklarım titremeye başladı.
“Kimsin sen?” diye fısıldadım.
Bir süre sessizlik oldu.
Ardından aynı ses, bu kez daha çaresiz bir tonla konuştu.
“Anne, beni yine ona bırakma.”
Koşarak odama çıktım.
Sabah Kudret Ağa’ya hesap sordum.
“Orada bir kadın var! Bana anne diye seslendi!”
Kudret Ağa’nın elindeki çay bardağı titredi.
“Ne söyledi?”
“Beni buradan çıkar, dedi.”
Yaşlı adam gözlerini kapattı. Yanaklarından iki damla yaş süzüldü.
“Demek hâlâ aynı şeyi söylüyor.”
“Kim o kadın?”
Ayağa kalktı.
“Henüz anlatamam.”
O anda bu evlilikten kurtulmaya karar verdim.
Ama aynı gün öğleden sonra köyden gelen yaşlı bir kadın, fikrimi değiştirdi.
Adı Münevver’di. Yıllarca konakta çalışmıştı. Beni avluda yalnız yakalayınca kolumdan tuttu.
“Kızım, ağa sana o odadan bahsetti mi?”
Şaşkınlıkla başımı salladım.
Kadının dudakları titredi.
“Orada ağanın kızı vardı. Adı Nergis’ti. Yirmi yaşındayken bir gece ortadan kayboldu. Herkese kaçtığını söylediler. Ama ben o gece bodrumdan çığlıklar duydum.”
“Şimdi kaç yaşında olması gerekiyor?”
“Otuz beş.”
“Peki annesi?”
Münevver gözlerini kaçırdı.
“Annesi de kız kaybolduktan üç ay sonra öldü. Ama ölmeden önce sürekli bir şey söylüyordu.”
“Neymiş?”
“Benim kızım ölmedi. Onu evin içinde saklıyorlar.”
O gece saat üçü bekleyemedim.
Konağın bütün odalarını dolaştım. Feride beni koridorda yakaladığında yüzü bembeyaz oldu.
“Ne arıyorsunuz?”
“Kudret Bey’in kızını.”
Kadın bir an duraksadı.
“Burada öyle biri yok.”
“Öyleyse bodrumdan gelen ses kimin?”
Feride gözlerimin içine baktı.
“Hanımefendi, bazı kapılar açılırsa yalnızca içeridekiler değil, dışarıdakiler de mahvolur.”
Arkasını dönüp gitti.
O gece saat üçte yeniden bodruma indim.
Kapının arkasından yine aynı ses geldi.
“Anne…”
Bu kez kaçmadım.
“Ben senin annen değilim. Adım Suna. Sana yardım etmek istiyorum.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra kadın fısıldadı.
“Babam seni de mi kandırdı?”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Ben deli değilim. Bunu ona söyle.”
Tam o sırada arkamda bir ayak sesi duydum.
Kudret Ağa merdivenlerin başında duruyordu.
“Artık konuşmamız gerekiyor,” dedi.
Beni çalışma odasına götürdü. Duvarında genç bir kızın fotoğrafı asılıydı. Gözleri bodrumdaki ses kadar hüzünlüydü.
“Bu benim kızım Nergis,” dedi.
On beş yıl önce Nergis, konağın muhasebe işlerine bakan Yavuz adında bir adamla evlenmek istemiş. Kudret Ağa karşı çıkmış. Kızını evden göndermemiş, fakat zamanla Nergis’in davranışları değişmeye başlamış.
“Bir gece annesine saldırdığını söylediler. Sonra doktor getirdiler. Tehlikeli olduğunu, kapalı bir yerde tutulması gerektiğini söylediler.”
Öfkeyle ayağa kalktım.
“On beş yıl boyunca kızınızı bodruma mı kapattınız?”
Kudret Ağa elleriyle yüzünü örttü.
“Hayır. Önce şehirdeki bir hastaneye götürdük. Sonra eve döndü. Ama ben onunla her konuşmaya çalıştığımda kriz geçiriyordu. Doktoru, bildiği ortamın dışına çıkarsa kendine zarar vereceğini söyledi. Ben de o odaları ona hazırlattım.”
“Odaları mı?”
“Bodrumun arka tarafında küçük bir dairesi var. Feride ilgileniyor.”
“Bir baba böyle bir şeye nasıl inanır?”
Yaşlı adam ağlamaya başladı.
“Çünkü korktum. Çünkü kızımı kaybetmekten korkarken onu kendi ellerimle hapsettim.”
Neden benimle evlendiğini de o gece öğrendim.
Yıllardır Nergis’in yanına kadın bakıcılar getirmiş, hiçbiriyle konuşmamıştı. Kudret Ağa beni çocukluğumdan tanıyormuş. Annemin yıllar önce köyde hastalara, kimsesizlere nasıl yardım ettiğini hatırlıyormuş.
“Annenin sesini duysaydı belki güvenirdi diye düşündüm. Sen de ona benziyorsun.”
“Öyleyse başından beri beni kızınız için mi istediniz?”
Başını salladı.
“Evet. Ama seni zorlamak istemedim. Beni affet.”
İçimde acıma duygusundan çok öfke vardı.
Ertesi sabah konağa bağımsız bir doktor getirmesini istedim. Kudret Ağa kabul etti.
Ancak doktorun geleceği gün Feride ortadan kayboldu.
Odası boşaltılmıştı.
Ardında yalnızca küçük, siyah bir defter bırakmıştı.
Defteri açtığımda sayfalar dolusu ilaç ismi, tarih ve para miktarı gördüm.
En son sayfada tek bir cümle yazıyordu:
“Nergis iyileşirse her şey ortaya çıkar.”
Hemen Kudret Ağa’nın yanına gittim.
“Bu defteri görmeniz gerekiyor.”
Yaşlı adam sayfaları incelerken yüzü kül gibi oldu.
“Bu ilaçların parasını yıllardır ben ödüyorum.”
“Kim yazıyor reçeteleri?”
“Yavuz.”
“Nergis’in eski sevgilisi mi?”
“Evet. Şimdi konağın bütün mali işlerini yönetiyor. Doktorlarla da o görüşüyor.”
O an her şey kafamda birleşmeye başladı.
Yavuz, Nergis’le evlenememişti ama yıllardır konaktan ayrılmamıştı. Kudret Ağa’nın güvenini kazanmış, bütün hesapları kontrol eder hâle gelmişti.
Aynı akşam ilçeden gelen doktor, eski reçeteleri inceledi.
“Bu ilaçların bir kısmı uzun süreli kullanımda ciddi sersemlik ve bilinç bulanıklığı yapabilir. Ama yalnızca bu kayıtlara bakarak hastanın tanısını doğrulayamam,” dedi.
Ardından asıl gerçeği söyledi.
“Nergis Hanım’ın bağımsız bir hastanede değerlendirilmesi gerekiyor. Böyle bir yerde kapalı tutulması kabul edilemez.”
Kudret Ağa titreyerek ayağa kalktı.
“Kapıyı açalım.”
Bodruma indiğimizde Nergis bizi duyunca bağırmaya başladı.
“Yavuz’u gönderin! Onu istemiyorum!”
Kapının kilidini açtım.
Karşımda zayıf, solgun yüzlü, saçları dağılmış bir kadın duruyordu. Korkuyla geriye çekildi.
“Sen kimsin?”
“Suna. Seninle konuşan kadın.”
Gözleri doldu.
“Gerçekten geldin.”
Elimi uzattım.
“İstersen buradan birlikte çıkabiliriz.”
Tam elimi tutacaktı ki yukarıdan bir gürültü duyuldu.
Ardından Yavuz’un sesi yükseldi.
“Kudret Bey! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz?”
Merdivenlerden hızla indi. Yanında iki adam vardı.
“Beyefendi, kızınızın dışarı çıkması tehlikeli. Doktorun talimatına aykırı davranıyorsunuz.”
Nergis arkamda saklandı.
“Yalan söylüyor!” diye bağırdı. “Babama gerçeği anlatmamı istemiyor!”
Yavuz üzerimize yürüdü.
“Sus!”
Kudret Ağa önüne geçti.
“Bir adım daha atarsan bütün köyü başına toplarım.”
Yavuz’un yüzündeki saygılı ifade kayboldu.
“Sizin hiçbir şeyden haberiniz yok, ihtiyar!”
O anda Nergis titreyen bir sesle konuştu.
“Babamın imzasını taklit ettiğini gördüm. Arazileri kendi üzerine geçiriyordu. Annem de öğrendi. O gece annemle tartıştınız. Sonra bana ilaç verdiniz.”
Kudret Ağa sendeledi.
“Ne diyorsun sen?”
Nergis ağlamaya başladı.
“Annem gerçeği anlatacaktı. Ama hastalandı. Kimse beni dinlemedi. Ben de korktum. Sonra bana deli olduğumu söylediniz.”
Yavuz’un iki adamı birbirine baktı. Belli ki böyle bir açıklama beklemiyorlardı.
Ben önceden telefonumu hazırlamıştım. Doktorun önerisiyle, kapı açılmadan önce 112’yi arayıp Nergis’in zorla tutulduğuna ilişkin şüphemizi bildirmiştim. Yardımın gelmesini bekliyorduk.
Yavuz kaçmaya kalkışınca Kudret Ağa kapıyı gösterdi.
“Hiçbir yere gidemezsin.”
Yavuz onu itip merdivenlere yöneldi. Ancak avluya çıktığında jandarma araçları konağın önüne gelmişti.
O gece Nergis hastaneye götürüldü. Ben de onunla gittim.
Sonraki haftalarda soruşturma derinleştikçe korkunç gerçekler ortaya çıktı.
Yavuz yıllar boyunca sahte belgelerle arazilerin bir bölümünü üzerine geçirmişti. Feride de para karşılığında Nergis’in ilaçlarını kontrol etmiş, dış dünyayla görüşmesini engellemişti. Yavuz’un talimatlarına uymaktan korktuğunu söyleyerek savcılığa teslim oldu ve bildiklerini anlattı.
Nergis’in annesinin ölümüyse yeniden incelenmeye başladı. O gece yaşananlara ilişkin bütün sorular hemen cevaplanmadı.
Kudret Ağa, kendi ihmali ve kızının yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakılması konusunda da ifade verdi. Yavuz’un yaptıkları, onun bir baba olarak sorumluluğunu ortadan kaldırmıyordu.
Nergis, hastanede gerekli değerlendirmelerden geçti. Tedavisi yeniden düzenlendi. Yıllarca yaşadıklarının izleri bir gecede silinmedi ama zamanla daha rahat konuşmaya, kendi kararlarını vermeye başladı.
Üç ay sonra konaktaki odamın eşyalarını toplamaya başladım.
Kudret Ağa kapıda durdu.
“Gidiyor musun Suna?”
“Evet.”
“Ben seni sevdim.”
Gözlerinin içine baktım.
“Belki sevdiniz Kudret Bey. Ama bana gerçeği söylemeden evlendiniz. Kızınızı korumak isterken onun hayatını elinden aldınız. Sevgi, insanı susturmak ya da hapsetmek değildir.”
Başını önüne eğdi.
“Haklısın.”
Bana büyük bir arazi ve para teklif etti. Kabul etmedim.
Yalnızca boşanmak ve kendi hayatımı kurmak istediğimi söyledim.
Konağın kapısından çıkarken Nergis yanıma geldi. Artık yalnız kalmak istemediğini ama babasının evine de dönmeye hazır olmadığını söyledi.
Bir süreliğine benimle küçük bir ev tutmaya karar verdi.
Altı ay sonra köy meydanında küçük bir dikiş atölyesi açtık. Nergis kumaş kesmeyi öğrendi. Ben yıllar sonra kendi emeğimle para kazanmanın huzurunu yaşadım.
Bir gün Kudret Ağa atölyenin kapısına geldi. Çok yaşlanmış görünüyordu.
Elinde küçük, ahşap bir kutu vardı.
Nergis’e uzattı.
“Annenin sana bıraktığı mektuplar. Bunları yıllardır saklıyordum. Okumaya hakkın var.”
Nergis kutuyu aldı ama babasına sarılmadı.
“Belki bir gün seni affederim baba. Ama bugün değil.”
Kudret Ağa gözleri dolarak başını salladı.
“Beklerim kızım. Bu kez ne kadar sürerse sürsün.”
Adam uzaklaşırken Nergis elimi tuttu.
“Sen o kapıyı açmasaydın hâlâ içeride olacaktım.”
Gülümsedim.
“Kapıdan çıkmayı sen seçtin Nergis. Ben yalnızca yanında durdum.”
O akşam atölyemizin ışıklarını kapatırken kırk yedi yaşımda yaptığım o tuhaf evliliği düşündüm.
Bir zamanlar yoksulluktan kurtulmak için büyük bir konağın kapısından içeri girmiştim. Orada servet, ihtişam ve saygı bulacağımı sanmıştım.
Oysa hayat bana bambaşka bir şey öğretmişti.
İnsanı zengin yapan, sahip olduğu konakların büyüklüğü değil; korkmadan açabildiği kapılar ve başkalarının özgürlüğüne gösterdiği saygıydı.
Ben kırk yedi yaşımda köyün ağasıyla evlenmiştim. Ama hayatımda ilk kez, o konaktan ayrıldığım gün gerçekten özgür bir kadın olmuştum.