Bize anlatılan buydu.
Ama Turgay’ın mektubundaki sonraki satırlar her şeyi değiştirdi.
“O akşam Rıdvan benimle buluşmaya geliyordu. Çünkü ortak olduğumuz küçük nakliye şirketinde bazı usulsüzlükler yaptığımı öğrenmişti. Şirketin hesaplarından izinsiz para çekmiş, borçlarımı kapatmaya çalışmıştım.
Rıdvan beni polise bildireceğini söylemişti.
O gece onunla telefonda tartıştık. Konuşmamız sırasında aracını kullandığını biliyordum. Sinirle üzerine gittim. Sonra telefon kapandı.
Kazadan sonra aramızdaki tartışmayı kimseye anlatmadım.
Kardeşinin ölümüne doğrudan benim sebep olduğumu söyleyemem. Ama o gece yaptıklarımın vicdan azabını yirmi üç yıl taşıdım.”
Mektubu okumayı bıraktım.
Gözyaşlarım masanın üzerine damlıyordu.
Demek kardeşimle son konuşan kişi kocamdı.
Üstelik bunu benden gizlemişti!
Otuz yedi yıllık evliliğimizde Turgay’ın gözlerimin içine bakarak söylediği bütün sözler bir anda anlamını yitirdi.
Ama mektup bitmemişti.
“Beş yıl önce doktorlar bana ciddi bir kalp hastalığı teşhisi koydu. Ameliyat olmam gerekiyordu. Ölüm ihtimaliyle yüzleşince yıllardır sakladığım her şey üzerime çöktü.
Sana gerçeği anlatmaya karar verdim. Ama her defasında korktum.
Sonunda seni kendimden uzaklaştırmanın daha kolay olduğunu düşündüm.
Boşanmayı ben istedim. Seni artık sevmediğimi söyledim. Oysa asıl sebep, senin karşısına çıkacak cesaretimin kalmamasıydı.
Beni affet diye yazmıyorum. Sana bir borcum olduğunu biliyorum.
Evliliğimiz boyunca biriktirdiğimiz paranın önemli bir kısmını yıllar önce kendi işlerimde kaybettim. Bunu da senden sakladım.
Boşanmadan önce kalan mal varlığımı düzenledim. Kardeşinin anısını yaşatmak için kurduğum vakıf üzerinden sana düzenli ödemeler yapılmasını sağladım.
Bankadaki para sana aittir. Bir bağış ya da sadaka değildir.
Ama öğrenmen gereken son bir şey daha var.
Rıdvan’ın kazasından sonra geride kalan küçük defterini yıllarca sakladım.
Defter şu anda eski evimizin tavan arasında.
Orada senin hakkında yazdığı bir şey var.
Ve bunu okumanı istiyorum.”
Mektup burada bitiyordu.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
Seçil Hanım sessizce bekliyordu.
Bir süre sonra kendimi toparlayıp sordum:
“Peki hesabımda ne kadar para var?”
Müdür bilgisayarına baktı.
“Faiz ve düzenli ödemelerle birlikte yaklaşık dört milyon sekiz yüz bin lira.”
Kulaklarıma inanamadım.
Beş yıl boyunca aç kaldığım, başkalarının evlerinde temizlik yaptığım günler gözümün önünden geçti.
“Bu kadar para nasıl birikmiş olabilir?”
Seçil Hanım dosyayı açtı.
“Eski eşiniz boşanmadan önce sizin adınıza bir yatırım hesabı oluşturmuş. Düzenli aktarımların yanında bir gayrimenkul satışından gelen ödeme de eklenmiş. Hesabın bütün belgeleri burada.”
Sonra bana başka bir evrak uzattı.
“Ancak hukuki işlemler tamamlanmadan önce bir avukatla görüşmenizi öneririm.”
Bankadan çıktığımda dünya değişmiş gibiydi.
Ama ne sevinç hissediyordum ne de rahatlama.
Aklımda yalnızca kardeşimin defteri vardı.
Hemen kızım İdil’i aradım.
“Anne, sesin kötü geliyor. Bir şey mi oldu?”
“İdil, babanın eski evine gitmem gerekiyor.”
Kızım bir süre sustu.
“Anne… Babamın öldüğünü biliyorsun, değil mi?”
Olduğum yerde durdum.
Elbette biliyordum.
Turgay üç yıl önce geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştü. Haberi çocuklarımdan öğrenmiş, cenazesine gitmemiştim.
O gün içimde hiçbir şey hissetmediğimi sanmıştım.
Şimdi ise ölümünden sonra bile hayatımı altüst ediyordu.
“Eski evde bulmam gereken bir şey var,” dedim. “Benimle gelir misin?”