65 Yaşındayım. Ekranda yazan ismi gördüğüm anda elimdeki zarf yere düştü


Bir saat sonra İdil’le birlikte yıllarımı geçirdiğim evin önündeydik.

Ev boştu.

Turgay’ın ölümünden sonra çocuklarımız tarafından satışa çıkarılmış, fakat henüz alıcı bulunamamıştı.

Anahtarı İdil’deydi.

İçeri girdiğimde geçmişin kokusu yüzüme çarptı.

Koridordaki ahşap dolap, salondaki eski avize, mutfaktaki çatlamış fayanslar…

Her şey tanıdıktı.

Yalnızca ben değişmiştim.

Tavan arasına çıktığımızda toz içindeki kutular arasında aramaya başladık.

Yaklaşık yarım saat sonra üzerinde Rıdvan’ın adı yazılı küçük bir metal kutu buldum.

İçinde kahverengi kapaklı bir defter vardı.

Defteri açtım.

İlk sayfalarda nakliye şirketinin hesapları, araç plakaları ve bazı borç kayıtları bulunuyordu.

Son sayfalara geldiğimde ise kardeşimin el yazısıyla yazılmış bir mektup gördüm.

“Ablacığım,

Bu satırları okuyorsan muhtemelen sana söylemeye cesaret edemediğim şeyleri öğrenmişsindir.

Turgay’ın şirketten para aldığını biliyorum. Onunla konuşacağım.

Ama seni üzmek istemiyorum.

Yıllardır hep başkaları için yaşadın. Önce annemize baktın, sonra çocuklarını büyüttün. Kendi hayallerinden vazgeçtin.

Hatırlıyor musun? Gençken deniz kenarında küçük bir çiçekçi dükkânı açmak isterdin.

Sen unuttun ama ben unutmadım.

Bir gün yeterince para kazanırsam sana o dükkânı açacağım.

Çünkü ablamın bir kez olsun kendisi için yaşadığını görmek istiyorum.”

Defteri göğsüme bastırdım.

Ağlamaya başladım.

İdil yanıma oturdu.

“Anne, ne yazıyor?”

Ona mektubu uzattım.

Okurken onun da gözleri doldu.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra İdil elimi tuttu.

“Anne, dayımın hayalini gerçekleştirebiliriz.”

Başımı kaldırdım.

Kızım gülümsedi.

“Artık paran var. Neden o çiçekçi dükkânını açmıyorsun?”

Tam cevap verecektim ki telefonum çaldı.

Arayan tanımadığım bir numaraydı.

“Alo?”

“Necla Hanım’la mı görüşüyorum?”

“Evet.”

“Ben avukat Fikret Aral. Turgay Bey’in vefatından önce hazırlattığı belgelerle ilgili sizi arıyorum.”

Şaşırdım.

“Bankadan yeni çıktım. Belgeleri aldım.”

“Biliyorum. Ancak sizinle görüşmem gereken başka bir konu var.”

Sesindeki ciddiyet beni ürküttü.

“Neymiş?”

“Eski eşinizin bıraktığı mal varlığıyla ilgili bir itiraz başvurusu yapılmış.”

“Kim itiraz etmiş?”

Avukat kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.

“Turgay Bey’in yıllar önce iş yaptığı ortağı. Paranın bir bölümünün şirketine ait olduğunu iddia ediyor.”

İçime yeniden korku düştü.

“Yani paramı elimden alabilir mi?”

“Belgeleri incelemeden kesin konuşamam. Ama elinizdeki defter çok önemli olabilir.”

Deftere baktım.

Kardeşimin yıllar önce tuttuğu hesap kayıtları…

Bir anda her şey anlam kazandı.

Ertesi gün avukatın ofisine gittik.

Fikret Bey defteri dikkatle inceledi.

Bazı sayfaları fotoğrafladı.

Sonra eski dosyalardaki belgelerle karşılaştırdı.

“Necla Hanım, kardeşiniz çok önemli kayıtlar tutmuş.”

“Nasıl yani?”

“Burada şirket hesaplarından yapılan para çekimleri var. Ayrıca kimin hangi tarihte ödeme aldığını da yazmış. Turgay Bey’in ortağının iddiasıyla çelişen bilgiler bulunuyor.”

Önümüzdeki haftalar boyunca banka kayıtları, eski şirket belgeleri ve satış sözleşmeleri incelendi.

Paranın kaynağı araştırıldı.

Neyse ki Turgay’ın yıllar önce yaptığı gayrimenkul satışının resmî belgeleri eksiksizdi.

Karşı tarafın iddiası kanıtlanamadı.

İtiraz geri çekildi.

Birkaç ay sonra hesap üzerindeki işlemler tamamlandı ve parama erişebildim.

Ama artık o paraya eskisi gibi bakmıyordum.

Bir zamanlar Turgay’ın bana attığı son tokat gibi gördüğüm banka kartı, şimdi karmaşık bir geçmişin hatırasına dönüşmüştü.

Turgay’ın yaptıklarını affetmiş değildim.

Kardeşimin ölümünden sonra gerçeği saklamasını, yıllarca beni kandırmasını ve sonunda hiçbir açıklama yapmadan terk etmesini unutamazdım.

Ama onun suçluluk duygusuyla yaptığı ödemelerin de geçmişi değiştiremeyeceğini anlamıştım.

Öncelikle tedavime başladım.

Doktorumun önerdiği kontrolleri aksatmadım.

İyi beslenmeye, dinlenmeye ve kendime dikkat etmeye başladım.

Aylar sonra sağlığım belirgin şekilde düzeldi.

Sonra uzun zamandır unuttuğum hayalime sıra geldi.

İstanbul’un sakin bir semtinde, geniş vitrinli küçük bir dükkân kiraladım.

Duvarlarını açık yeşile boyattım.

Raflarına rengârenk çiçekler yerleştirdim.

Kapısının üzerine de ahşap bir tabela astırdım:

“Rıdvan’ın Bahçesi.”

Açılış günü çocuklarım ve torunlarım yanımdaydı.

İdil bana beyaz güllerden oluşan bir buket getirdi.

“Anne, dayım seni görse çok mutlu olurdu.”

Gözlerim doldu.

“Ben de öyle düşünüyorum kızım.”

O akşam dükkânı kapatırken kapının önünde yaşlı bir kadın durdu.

Elindeki birkaç bozuk parayı göstererek sordu:

“Kızım, bununla bir tane çiçek alabilir miyim? Bugün torunumun doğum günü.”

Kadının yıpranmış ayakkabılarına baktım.

Beş yıl boyunca yaşadığım yoksulluk gözümün önünden geçti.

Gülümsedim.

En güzel çiçeklerden küçük bir buket hazırlayıp ona uzattım.

“Bu benden olsun teyzeciğim.”

Kadın şaşkınlıkla yüzüme baktı.

“Ama ben parasını ödeyemem.”

Elini tuttum.

“Her güzel şeyin bir bedeli olmak zorunda değil.”

Kadın gözleri dolarak teşekkür etti ve uzaklaştı.

Onun arkasından bakarken içimde yıllardır hissetmediğim bir huzur vardı.

O gece eve döndüğümde Turgay’ın mektubunu son kez okudum.

Sonra kardeşimin defterini açtım.

İkisinin yazdıkları arasındaki farkı şimdi çok daha iyi anlıyordum.

Turgay bana parayla telafi edilemeyecek acılar bırakmıştı.

Rıdvan ise geriye yalnızca birkaç satır bırakmasına rağmen bana yeniden yaşama cesareti vermişti.

Eski banka kartını küçük bir kutuya koydum.

Artık ona ihtiyacım yoktu.

Çünkü o kartın içindeki para bana bir ev, tedavi ve yeni bir başlangıç sağlamış olsa da gerçek mutluluğumu satın almamıştı.

Mutluluğu, kendi ayaklarımın üzerinde durduğumda ve yıllar önce vazgeçtiğim hayalimi gerçekleştirdiğimde bulmuştum.

Bugün altmış beş yaşındayım.

Hayatımın en güzel yıllarının geride kaldığını düşündüğüm zamanlar oldu.

Oysa şimdi her sabah dükkânımın kapısını açarken yeni bir günün heyecanını yaşıyorum.

Bazen insanlar bana geçmişimi değiştirmek isteyip istemediğimi soruyor.

Elbette isterdim.

Kardeşimi geri getirebilmeyi, çocuklarımın daha mutlu bir ailede büyümesini ve yaşadığım acıların hiç yaşanmamış olmasını dilerdim.

Ama artık değişmeyecek geçmişimin bugünü elimden almasına izin vermiyorum.

Çünkü hayat bana çok önemli bir şey öğretti:

Bir insan size yıllarınızı kaybettirebilir, güveninizi kırabilir, hatta sizi yapayalnız bırakabilir. Ama siz yeniden başlamaktan vazgeçmediğiniz sürece geleceğinizi elinizden alamaz.

Kardeşimin bana bıraktığı en büyük miras para değildi.

Benim kendimi ne kadar değerli görmem gerektiğini hatırlatmasıydı.

Ve ben bunu anlamak için altmış beş yıl beklemiş olsam da artık biliyorum:

İnsanın hayatında yeni bir sayfa açması için genç olması gerekmez. Bazen en güzel çiçekler, en sert kışları atlattıktan sonra açar.
Reklamlar