Meğer o soğukluk bir tercih değil, bir kalkandı.
Daha da sarsıcı olan şuydu:
Annem, babamın ailesinden kalan yüklü miktardaki mirası benim adıma yıllar önce gizlice devralmış, hepsini güvenli bir vakfa ve yurt dışındaki hesaplara aktarmıştı. Resmiyette hiçbir şey bana ait görünmüyordu. Bu yüzden vasiyetinde bana hiçbir şey bırakmamıştı.
“Elif Hanım’a evi bıraktım,” diyordu mektupta. “Çünkü o her şeyi biliyor. Sana bu mektubu bulman için yardım edecek tek kişi oydu. Eğer bir gün gerçeği öğrenmeye hazırsan, kasadaki belgeleri Elif’ten iste.”
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Salona koştum. Elif Hanım hâlâ oradaydı.
“Kasadaki belgeler,” dedim.
Yüzü ciddileşti. Sessizce başını salladı ve duvardaki tabloyu indirdi. Arkasında küçük bir kasa vardı.
Şifreyi biliyordu.
Kasadan çıkan dosyada banka dekontları, vakıf sözleşmeleri ve yurtdışındaki hesap bilgileri vardı. Rakamları görünce nefesim kesildi. Bu, sıradan bir miras değildi. Hayatımı kökten değiştirecek bir servetti.
Ama o an anladım ki mesele para değildi.
Annem beni mirastan mahrum bırakmamıştı. Beni korumuştu.
Yıllarca bana soğuk davranmasının sebebi sevgisizlik değil, korkuydu. Eğer biri beni izliyorsa, benim anneme uzak olduğumu görmeliydi. Böylece annemi hedef almazlardı.
Son satırları tekrar okudum:
“Biliyorum beni anlaman zor olacak. Ama seni kendimden bile sakladım. Seni kaybetmektense, senden nefret etmeni göze aldım.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
Hayatım boyunca annemin sevgisinden şüphe etmiştim. Oysa o, sevgisini en ağır şekilde taşıyordu.
Evi terk ederken artık kırgın değildim. İçimde acı vardı ama aynı zamanda derin bir farkındalık.
Annem bana para değil, özgürlük bırakmıştı.
Ve belki de ilk kez, onun beni ne kadar çok sevdiğini gerçekten anlamıştım.