Oysa babam öldükten sonra annemi eve getiren, Ankara YHT garından alıp ona “Burası senin de evin Meryem Anne” diyen kendisiydi.
O an göğsümde bir şeylerin öldüğünü hissettim. Yıllarca Burak’ın doymak bilmeyen ailesi için yaptıklarım zihnime üşüştü. Kardeşi Levent evlenirken birikimimden verdiğim paralar, annesi Sevim’in ameliyat masrafları, diğer kardeşi Kerem’in ödediğim kiraları ve Burak’ın altına çektiğim lüks araba… Hepsini “biz aileyiz” diyerek sineye çekmiştim.
Burak yüzüme parmağını salladı: “Ya annen bu gece gider ya da bu evlilik biter!”
Gözlerinin içine bakıp sakince gülümsedim: “Teşekkür ederim Burak. Bu evliliğin senin için ne kadar değersiz olduğunu bana gösterdiğin için. Bundan sonra ailesel sorunlarını kendin çözersin.”
Evimizin anahtarını mermer masaya bıraktım, annemin koluna girdim ve kapıdan çıktım. Arkamdan “Bu kapıdan çıkarsan sakın geri dönme!” diye bağırdı. Arkama bile bakmadım.
O gece annemle küçük bir otelde kaldık. Yanağı morarmıştı. Sabah saat 08.17’de avukat arkadaşım Ceyda beni aradı. Sesi oldukça gergindi: “Elif, hemen mobil bankacılığına gir ve ortak birikim hesabına bak!”
Uygulamayı açtığımda gözlerime inanamadım. Yıllardır gelecek hayallerimiz için biriktirdiğimiz 6 milyon liradan geriye sadece 45 bin lira kalmıştı!Hesaptaki devasa paranın buharlaşması üzerine Avukatım Ceyda ile adli inceleme başlattık. Banka dökümleri, Burak’ın sekiz ay boyunca azar azar kardeşi Levent’e, Kerem’e ve annesi Sevim’e toplamda 5 milyon liradan fazla para aktardığını gösteriyordu.
Bununla da kalmamış, benim imzamı taklit ederek adıma 3 milyon liralık yasa dışı bir kredi çekmiş ve kredi kartlarını son limitine kadar bitirmişti.
Ancak en şok edici gerçek, ertesi gün kişisel eşyalarımı almak için rezidansa gittiğimde ortaya çıktı. Binanın kıdemli güvenlik görevlisi bana kalın bir zarf uzattı: “Elif Hanım, bu zarfı birkaç gün önce eşinize bıraktılar.”
Zarfın içinde tam 350 bin lira nakit para ve Burak’ın kardeşi Kerem’in notu vardı: “Ağabey, pazar günü ödünç aldığım 350 bin lirayı iade ediyorum. Teşekkürler.”
Olay günü Burak paranın nerede olduğunu çok iyi biliyordu! Annemin hırsızlık yapmadığından adı gibi emindi. Amacı, annemi hırsızlıkla suçlayıp suçluluk psikolojisine sokmak ve babamdan kalan arsa satışından elde ettiği birikimi elinden almaktı.
Gerçekler ortaya çıkınca hemen darp raporu alıp polise başvurduk. Burak hakkında “fiziksel saldırı, nitelikli dolandırıcılık ve evrakta sahtecilik” suçlarından adli işlem başlatıldı.
Mahkeme süreci Burak için tam bir yıkım oldu. Forensic (adli) muhasebe uzmanları, Burak’ın benden gizli açtığı hesapları ve aktardığı tüm serveti tek tek tespit etti. Hakem heyeti ve mahkeme, gizlenen tüm finansal varlıkların tarafıma iadesine ve çekilen usulsüz kredilerin tamamen Burak’ın sorumluluğuna verilmesine karar verdi. Ayrıca annem ve benim için uzaklaştırma kararı çıkarıldı.
İflas eden, şirketteki itibarını kaybeden ve ağır borç yükü altına giren Burak, kardeşinin küçük odasına taşınmak zorunda kaldı. Başkalarına kurduğu finansal tuzak, kendi sonunu hazırlamıştı.
Altı ay sonra annemle birlikte balkonlu, güneş alan huzurlu bir daire satın aldık. Olay gecesi kırılan mavi seramik vazonun parçalarını birleştirip altın yaldızla yapıştırdık ve salonumuzun en güzel köşesine koyduk.
Annem bir gün vazoya bakıp, “Çatlakları var ama hâlâ duruyor,” dediğinde ona gülümsedim: “Hayatta bazı şeyler tamir edilmeye değerdir anne, ama bazı şeylerin ne kadar kolay kırıldığını gördüğünde arkana bakmadan yürüyüp gitmelisin.”
Yıllarca iyi bir eş olmanın yolunun her saygısızlığa katlanmak olduğunu sanmıştım. Oysa gerçek adalet, kendi değerini bilmekle başlıyordu. Yüzümüzdeki çatlaklar kırıldığımızı değil, o enkazdan çok daha güçlü bir şekilde zaferle çıktığımızı simgeliyordu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.