Babaannemin 100. Yaş Gününde Altı Çocuğu Miras Kavgasına Tutuştu, Masaya Koyduğum Kutu Hepsini Susturdu!

Diğer dosyalarda başka bir amcamın hastane faturalarıyla öteki halamın çocuklarının okul masrafları bulunuyordu.

Beşinci dosyayı açtığımda annem kıpırdandı.

"Anne, ilk evimizin peşinatının büyük bölümünü babaannemin karşıladığını neden hiç anlatmadın?"

Tapu fotokopisini gösterdim. Babaannem dedemden kalan altınlarını bozdurmuş, birikimini annemlere vermişti.

Annem başını eğdi.

Son dosyada Şevki amcamın işsiz kaldığı dönemde aldığı yardımlar ve açtığı dükkânın masrafları vardı.


Altı kardeşin tamamı annelerinin fedakârlıkları sayesinde zor günleri aşmıştı.

Ardından fotoğraf albümünü açtım. İlk sayfada dedem Cemil'le babaannem, henüz bitmemiş evlerinin önünde duruyordu.

"Bu evi nasıl yaptıklarını biliyor musunuz? Dedem gündüz çalışıp akşam duvar örüyormuş. Babaannem çocuklara baktıktan sonra ona yardım ediyormuş. Çatı tamamlandığında kutlayacak paraları bile yokmuş."

Fotoğrafı masaya bıraktım.

"Şimdi hepiniz bu evin değerini hesaplıyorsunuz. Peki burada yaşadıklarınızı hatırlıyor musunuz?"

Naciye halamın gözleri doldu.

"Babam mutfak duvarına boyumuzu işaretlerdi."

Babaannem gülümsedi.

"O çizgiler hâlâ duruyor."

Rıfat sabırsızlandı.


"Anneme minnettarız ama bunların mirasla ne ilgisi var?"

Babaannem doğruldu.

"Haklısın oğlum. Bunları size borç çıkarmak için saklamadım. Fakat bugün konuşurken kendimi anneniz değil, boşaltılmayı bekleyen eski bir ev gibi hissettim. Biriniz bile burada daha ne kadar yaşamak istediğimi sormadı."

Herkes sustu.

Babaannem kırmızı kurdeleli mektupları gösterdi.

"Şimdi onları dağıt."

Her kardeşin adına bir zarf hazırlanmıştı.

Rıfat mektubunu açınca çocukluğundan hatıralarla karşılaştı. Babasının ayakkabılarını giymeye çalıştığı günler, ilk okul sabahı, ilk maaşıyla eve gelişi...

Son satırı sesli okudu:

"Seninle gurur duymam için zengin olman gerekmiyordu oğlum. Yalnızca iyi bir insan olmanı istemiştim."


Amcam gözlüğünü çıkarıp gözlerini sildi.

Naciye'nin mektubunda mutsuz evliliğinden sonra eve döndüğü gün vardı.

"Bir kapı yüzüne kapanırsa annenin kapısı hep açıktır."

Annem kendi mektubunu titreyerek açtı. Babaannem, benim doğduğum gece hastanede sabahladığını, annemin anne oluşuyla gururlandığını anlatmıştı.Gebelik İncele

Sonunda şöyle yazıyordu:

"Kendi yuvanı kurarken verdiğim parayı hiç hatırlatmadım. Çünkü annelik borç defteri tutmak değildir. Ama yaşlandığımda hatırlanmak isterdim."

Annem ağlayarak mektubu göğsüne bastırdı.

"Anne, ben..."

"Önce herkes okusun kızım."

Diğer kardeşler de mektuplarını okudu. Odada sessiz ağlayışlar yükseldi.


Kutunun dibinde isimsiz bir zarf kalmıştı.

Babaannem onu açmamı istedi.

İçinden bir noterlik belgesinin örneği çıktı. Babaannem birkaç ay önce vasiyetname hazırlatmıştı.

Rıfat yerinden doğruldu.

"Evi birine mi bıraktın?"

"Önce dinle oğlum."

Babaannemin isteği, ölümünden sonra evin mümkünse ihtiyaç sahibi yaşlıların gündüz vakit geçirebileceği bir dayanışma merkezine dönüştürülmesiydi. Hukukçuyla görüşmüş, mirasçıların yasal haklarının gözetilmesi gerektiğini öğrenmişti.

Merkezin adını bile belirlemişti:

"Cemil ve Nedret Dayanışma Evi."

Rıfat'ın yüzü gerildi.


"Yani bize hiçbir şey kalmayacak mı?"

Babaannem gözlerini oğluna çevirdi.

"Size verebileceğim en değerli şeyi zaten verdim Rıfat. Hayatımı."

Kimse karşılık veremedi.

Ancak o akşamki pişmanlığın yeterli olmadığını biliyordum. Babaannemin ihtiyacı güzel sözler değil, yanında olacak insanlardı.

"Son altı ayda babaannemin kaç kez hastalandığını biliyor musunuz?" diye sordum.

Cevap gelmedi.

"Üç kez. İki kez hastaneye götürdüm. Bir gece tansiyonu yükseldiğinde sabaha kadar yanında kaldım."

Annem şaşkınlıkla baktı.

"Neden haber vermedin?"


"Seni aradığımda hep meşguldün anne. Babaannem de kimseyi telaşlandırmak istemiyordu."

Nedret elimi tuttu.

"Kimseye yük olmak istemedim."

"Sen yük değilsin babaanne."

Şevki başını eğdi.

"Bu kadar yalnız olduğunu bilmiyordum."

"Bilmek için araman gerekiyordu."

O akşam ilk defa mirası bırakıp babaannemin ihtiyaçlarını konuştular. Naciye haftada iki gün gelmeyi, Şevki alışverişini yapmayı, Nezahat doktor kontrollerine eşlik etmeyi üstlendi.

Rıfat uzun süre sustuktan sonra annesinin önünde diz çöktü.

"Anne, bugün çok yanlış yaptım. Hakkını helal et."


Babaannem oğlunun saçlarını okşadı.

"Çok kırıldım. Siz beni daha ölmeden toprağa vermiştiniz. Affederim ama değiştiğini sözlerinle değil, davranışlarınla göster."

Herkes gittikten sonra babaannem bana sarıldı.

"Bugün beni savundun kızım."

"Keşke buna gerek kalmasaydı."

"Keşke..."

Sonraki haftalarda verilen sözlerin bazıları unutulmaya başladı. Fakat annem Nezahat gerçekten değişmişti. Her çarşamba babaanneme gidiyor, birlikte yemek yapıyorlardı.

Bir çarşamba öğleden sonra ben de uğradım. Mutfaktan yükselen börek kokusuna babaannemin kahkahası karışıyordu. Kapıda durup onları izledim. Annem hamur açarken babaannem sandalyesinden tarif veriyor, aralarında yıllardır görmediğim bir yakınlık yaşanıyordu.


Annem beni fark edince gülümsedi.

"Bak, annenin bile bilmediği tarifler varmış."

Babaannem başını salladı.

"Bilmek isteseydin öğretirdim kızım."

Annem o anda elindeki oklavayı bıraktı. Babaannemin yanına oturup ellerini tuttu.

"Seninle geçirebileceğim bunca günü nasıl kaçırmışım?"

Babaannem kızının yanağını okşadı.

"Geçmiş günleri geri getiremeyiz. Ama önümüzdeki günleri boşa harcamayabiliriz."

O öğleden sonra üçümüz aynı masada börek yedik. Annem ilk kez acele etmeden, telefonuna bakmadan saatlerce oturdu. Ayrılırken ertesi hafta hangi yemeği yapacaklarını bile kararlaştırmışlardı.

Rıfat da bahçenin çitlerini onardı, dedemin fotoğraflarını çerçeveletti. Naciye çiçekler getirdi, Şevki alışverişi düzenli üstlendi.


Üç ay sonra babaannem hepimizi yeniden topladı.

Masada çay ve küçük bir defter vardı.

Defterin sayfalarına çocuklarının ziyaretlerini yazmıştı. Nezahat'la yaptığı böreği, Rıfat'ın onardığı bahçeyi, Naciye'nin çiçeklerini...

"Artık paralarınızı değil, birlikte geçirdiğimiz günleri biriktiriyorum," dedi.

İki yıl sonra babaannemin 102. yaş gününü aynı evde kutladık. Torunlar bahçeye masa kurdu, çocuklar dedemin diktiği ağacın etrafında oynadı. Kimse mirastan söz etmedi.

Mumları üflerken hepimiz yardım ettik.

Kulağıma eğilip fısıldadı:

"Yüzüncü yaş günümde hayatımın bittiğini sanmıştım. Meğer yeniden başlamış."

Birkaç ay sonra babaannem yatağında huzur içinde hayata veda etti.

Cenazeden sonra altı kardeş aynı masada toplandı. Vasiyetname hukuki süreçte değerlendirildi, herkes yasal haklarını öğrendi. Ardından anlaşarak evi satmamaya ve babaannemin isteğini gerçekleştirmeye karar verdiler.


Karar vermek kolay olmuştu ama uygulamaya geçmek zaman aldı. Evin bakım masrafları, gerekli izinler ve merkezin nasıl işletileceği konusunda görüş ayrılıkları çıktı.

Bir toplantıda Rıfat amcam eski alışkanlığıyla sesini yükseltti.Müzik Dinle

"Her masrafı ben karşılayamam!"

Naciye hemen karşılık verecekti ki annem araya girdi.

"Yine aynı şeyi yapıyoruz. Annemin evinde, annemin isteğini gerçekleştirmeye çalışırken birbirimizi kırıyoruz."

Herkes sustu.

Şevki önündeki hesapları gösterdi.

"Önce kimin ne kadar katkıda bulunabileceğini konuşalım. Kimse gücünün üstünde yük almasın."

Rıfat derin bir nefes aldı.

"Haklısınız. Özür dilerim."


O gün ilk defa birbirlerini suçlamak yerine birlikte çözüm aradılar. Yapılacak işleri paylaştılar, gerekli başvuruları takip ettiler. Evin eski eşyalarından kullanılabilecekleri korudular. Dedemin yaptığı ahşap raflar onarıldı, babaannemin sevdiği koltuk pencere kenarında bırakıldı.

Annem mutfak için gönüllü çalışmalarını düzenledi. Naciye bahçeyle ilgilendi. Rıfat ve Şevki onarım işlerini üstlendi.

Her biri bir zamanlar paylaşmak istediği eve şimdi emek veriyordu.

Bir yıl sonra kapıya küçük bir tabela asıldı:

"Cemil ve Nedret Dayanışma Evi."

Açılışta annem elimi tuttu.

"İyi ki o kutuyu masaya koymuşsun."

"Ya babaannem o gün hiç konuşmasaydı?"

Annem pencerelere baktı.

"Belki burada şimdi yalnızca bir satılık tabelası olacaktı."


İçeride yaşlılar çay içiyor, gönüllüler yemek hazırlıyordu. Dedemin mutfak duvarına çizdiği boy işaretleri hâlâ yerindeydi.

Babaannemin kutusu ise girişteki camlı dolapta duruyordu. İçinde fotoğraflar ve el yazısıyla bıraktığı son not vardı:

"Ev dediğin, duvarları olan bir miras değildir. İçinde birbirini unutmayan insanlar varsa yuvadır."

O gün anladım ki babaannem çocuklarına yalnızca bir ev değil, kaybetmek üzere oldukları aile olma duygusunu bırakmıştı.
Reklamlar