Okumaya devam ettim.
“Hayatım boyunca sana anlatamadığım bir şey var. Çünkü anlatacak cesareti bulamadım.”
Bir sonraki sayfada çocukluk fotoğraflarım vardı.
Ama daha dikkatli bakınca bir şey fark ettim.
Fotoğrafların çoğunda babam gençti.
Ama bazı fotoğraflarda… ben yoktum.
Bir kadın vardı.
Genç bir kadın.
Gülümsüyordu.
Sayfanın altında küçük bir not vardı.
“Annen.”
Donup kaldım.
Çünkü benim bildiğim annem yıllar önce hastalıktan ölmüştü.
Defteri hızla karıştırdım.
Babamın yazıları devam ediyordu.
“Annen hasta değildi.”
Nefesim kesildi.
“Biz ayrıldık.”
O an içimde bir şey kırıldı.
Babamın yıllarca söylediği hikâye… doğru değildi.
Defterdeki yazılar devam ediyordu.
“Gençken çok korkak bir adamdım. Büyük hayallerim yoktu. Küçük bir atölye açıp sakin bir hayat yaşamak istiyordum. Ama annen dünyayı görmek isteyen biriydi. Hayalleri büyüktü. Bir gün gitmek istedi.”
Sayfayı çevirdim.
“Gitmesine izin verdim.”
Parmaklarım titriyordu.
“Ama sana gerçeği söyleyemedim. Seni incitmekten korktum. Seni annesinin seni terk ettiğini bilerek büyütmek istemedim.”
Odanın içinde sessizlik vardı.
Sadece sayfaların hışırtısı.
“Yıllarca sana yalan söyledim. Bunun doğru olduğunu düşündüm. Ama her gün biraz daha pişman oldum.”
Son sayfaya geldim.
Orada küçük bir zarf vardı.
Zarfın içinde bir adres yazılıydı.
Ve kısa bir cümle.
“Eğer onu görmek istersen… hâlâ hayatta.”
Sandığın içinde bir fotoğraf daha vardı.
Fotoğrafta ben bebekken annemin kucağındaydım. Babam yanımızda duruyordu.
Üçümüz birlikte gülüyorduk.
Uzun süre fotoğrafa baktım.
Hayatım boyunca eksik olduğunu bilmediğim bir parça vardı.
Babam bunu saklamıştı.
Belki beni korumak için.
Belki kendini affettirmek için.
Dolabı kapattım.
Anahtarı tekrar avucuma aldım.
O küçük metal parçası bir kapıyı açmıştı.
Ama aslında açtığı şey bir dolap değildi.
Bir gerçeğin kapısıydı.
Babam bana servet bırakmamıştı.
Ama bana bir seçim bırakmıştı.
Geçmişe kızıp hayatıma devam etmek…
Ya da o adrese gidip hikâyemin eksik yarısını bulmak.
Anahtarı cebime koydum.
Kapıyı kilitledim.
Sonra atölyeden çıktım.
Gökyüzü kararmaya başlamıştı.
Ama o an ilk kez şunu fark ettim:
Bazı anahtarlar kapıları açmak için değildir.
Bazıları insanın kalbinde yıllardır kilitli duran soruları açmak içindir.