Babam dosyayı anneme doğru itti.
“Artık sen aç.”
Annem dosyanın iplerini çözdü.
İlk belge bir tapuydu.
Annem gözlüğünü takıp okumaya başladı.
Bir süre sonra elleri titremeye başladı.
“Bu… bizim ev değil.”
Babam başını salladı.
“Değil.”
Tapuda küçük bir apartman dairesinin adresi vardı.
Annem bana baktı.
“Bu ev kimin?”
Babam sakin bir sesle cevap verdi.
“Senin.”
Odadaki herkes donup kaldı.
Annem ikinci belgeyi çıkardı.
O da başka bir tapuydu.
Sonra üçüncüsü.
İki küçük daire ve şehir dışında bir arsa.
Üçünün de sahibi annemdi.
Annem şaşkınlıkla babama baktı.
“Bunları ne zaman aldın?”
“Yıllar içinde.”
“Benim haberim olmadan mı?”
“Evet.”
Annemin gözleri doldu.
Babam konuşmaya devam etti.
“Senin paranı her aldığımda önce evin ihtiyaçlarını karşılıyordum. Kalanını biriktiriyordum. Ben de kendi maaşımdan ekliyordum.”
Ben hâlâ anlamıyordum.
“Peki neden anneme söylemedin?”
Babam sustu.
İşte o sessizlik, odadaki herkesi daha da meraklandırdı.
Sonunda anneme baktı.
“Çünkü söz vermiştim.”
Annemin yüzündeki ifade değişti.
“Söz mü?”
Babam başını salladı.
“Baban öldüğünde bana söylediği şeyi hatırlıyor musun?”
Annem uzun süre düşündü.
Sonra gözlerini kapattı.
Babam devam etti:
“Evlendiğimiz gün baban beni kenara çekmişti. Bana, ‘Kızım hayatı boyunca çalışacak. Bir gün yaşlandığında hiç kimseye muhtaç olmasın. Bana söz ver,’ demişti.”
Annemin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Babam…”
“Ben de söz verdim.”
Babamın sesi ilk kez titriyordu.
“Sen her zaman çok cömerttin Meral. Elinde para olsa çocuklara, kardeşlerine, komşulara dağıtırdın. Kendin için hiçbir şey bırakmazdın.”
Annem hafifçe gülümsedi.
Bu doğruydu.
Çocukluğum boyunca annem eline geçen her şeyi başkalarıyla paylaşmıştı.
Babam ise tam tersiydi.
Hesaplı, katı ve kontrollü.
Ben bunun cimrilik olduğunu sanmıştım.
Meğer başka bir nedeni varmış.
Babam kutudan başka bir zarf çıkardı.
“Bu da son hesap.”
Annem zarfı açtı.
İçinden banka hesap dökümü çıktı.
Rakama baktığında sandalyesine yaslandı.