"Sana yalan söyledik," dedi. "Ama sandığın konuda değil."
Sandalyeyi çekip karşısına oturdum. Babamın ölümünden beri ilk kez, ağlamak yerine öfkelendiğimi hissediyordum.
"O zaman gerçeği anlat."
Annem uzun süre konuşamadı. Sonunda albümdeki genç kadını gösterdi.
"Adı Leilani. Babanın Hawaii'deki ilk aşkıydı."
Babam yirmi yaşındayken Leilani ile evlenmeye hazırlanıyormuş. Çocukluklarından beri birbirlerini tanıyorlarmış. Leilani hamile kaldığında aileleri düğün için hazırlıklara başlamış. Fakat doğuma birkaç hafta kala yaşanan bir tartışma her şeyi değiştirmiş.
Leilani'nin babası, babamın Oregon'da eğitim almak için bulduğu fırsatı değerlendirmesini istemiyormuş. Bebeğin doğumundan sonra Hawaii'de kalmasını şart koşmuş. Babam ise hem ailesini geçindirmek hem de geleceğini kurmak için gitmesi gerektiğini düşünüyormuş.
Tartışmanın ardından Leilani erkenden doğum yapmış.
Bebek yalnızca altı gün yaşayabilmiş.
Annemin sesi bu sözleri söylerken kırıldı.Müzik Dinle
"Adını Şevval koymuşlardı. Babanın annesinin çok sevdiği bir isimmiş."
Elimdeki bilekliğe baktım. Bir zamanlar küçücük bir bebeğin kolundaydı. O bebek benim adımı taşıyordu.
"Babamın bir kızı vardı," dedim. "Ve bana hiç söylemedi."
Annem başını salladı.
"Kızını kaybettikten sonra kendini suçlamış. Leilani de onu suçlamış. Baban Oregon'a gitmiş ama aslında hiçbir zaman o hastane odasından çıkamamış."
"Peki sen bunu ne zaman öğrendin?"
Annem gözyaşlarını sildi.
"Sen doğmadan önce."
Sonra asıl sırrı anlattı.
Babamla tanıştıklarında geçmişini saklamamış. Leilani'yi, kaybettikleri bebeği ve Hawaii'den neden ayrıldığını anneme anlatmış. Annem onu geçmişiyle birlikte sevdiğini söylemiş. Yıllar sonra hamile kaldığında babamın kaybettiği kızının adını taşıyan bir çocuklarının olması fikrini de kendisi önermiş.
"Seni birinin yerine koymak için değil," dedi annem. "O küçük kızın unutulmadığını göstermek için. Baban önce kabul etmedi. Sonra sen doğduğunda seni kucağına aldı ve uzun uzun ağladı."
Gözlerim dolmuştu ama hâlâ anlamadığım bir şey vardı.
"Madem her şeyi biliyordun, Hawaii'den neden bu kadar korkuyordun?"
Annem cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
"Çünkü Leilani yıllar sonra yeniden ortaya çıktı."
Babama ilk mektup gönderdiğinde ben on iki yaşındaymışım. Leilani, kızlarının mezarını taşıyan eski aile arazisinin satılacağını öğrenmiş. Mezarın başka bir yere nakledilmesi gerekiyormuş. Babamın da kararda söz sahibi olmasını istemiş.
Babam gitmek istemiş. Annem ise bunun yalnızca mezarla ilgili olmadığından korkmuş.
"Onun hâlâ Leilani'yi sevdiğini düşündüm," dedi. "İtiraf etmek istemedim ama kıskandım. Ölmüş bir çocukla, geride kalmış bir kadınla yarışmaya çalıştım."
"Peki babam gitti mi?"
"Hayır."
Annem gözlerini masaya indirdi.
"Ona gitmemesini söyledim. Gitmesi hâlinde evliliğimizin değişeceğini söyledim. Baban seni ve beni kaybetmekten korktu. Yolculuğu erteledi. Sonra hep başka bir neden buldu."
Birkaç saniye boyunca ikimiz de sustuk.
"Sen onu engelledin," dedim.
Annem itiraz etmedi.
"Evet. Ve hayatımın en büyük pişmanlığı bu."
Kutudaki zarfı açtım. İçinden Leilani'nin yazdığı bir mektup çıktı.
Babamın adıyla başlıyordu.
"Bunca yıl sonra bunları sana göndermek zorunda kaldığım için üzgünüm. Sağlığım eskisi gibi değil. Kızımıza ait eşyaları artık koruyamayacağım. Onların seni anlayacak birinin yanında olmasını istiyorum. Sana yıllarca kızdım. Sonra ben de acımı sana yüklediğimi anladım. İkimiz de anne baba olmayı öğrenemeden evladımızı kaybettik. Bu, hiçbirimizin tek başına suçu değildi."
Mektubun son satırında bir telefon numarası vardı.
"Gelmek istersen kızımızın mezarı artık Honolulu'daki küçük mezarlıkta. Bu kez seni beklemek için değil, birlikte vedalaşabilmek için çağırıyorum."
Mektubu masaya bıraktım.
"Babam gitmeyi planlıyor muydu?"
Annem başını kaldırdı.
"Evet. Kazadan bir hafta önce bana her şeyi anlattı. Artık kaçmak istemediğini söyledi. Ben de onunla geleceğime söz verdim."
O an annemin paket karşısındaki korkusunu başka türlü görmeye başladım. Kutunun içinde yalnızca bir geçmiş değil, babamla gerçekleştiremediği son yolculuk da vardı.Gebelik İncele
"Neden bana söylemediniz?"
"Döndüğümüzde birlikte anlatacaktık. Sana bakıp bu sırrı daha fazla saklayamayacağımızı söyledi. Ama sonra..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Kutunun dibinde küçük bir defter buldum. Babamın el yazısını hemen tanıdım. Son sayfasında benim için yazılmış birkaç satır vardı.
"Şevval büyüdüğünde ona isminin hikâyesini anlatacağım. Kardeşini hiç tanımadı ama onun hatırasını taşıyor. Yalnızca şunu bilsin istiyorum: Onu başka birinin yerine sevmedim. O doğduğu gün hayat bana yeniden umut verdi."
Defteri göğsüme bastırdım. Babamın sevgisinden ilk kez şüphe ettiğim o birkaç dakika için kendimden utandım. Ardından onun bana gerçeği söyleyemeden gitmesine öfkelendim. İki duygu da aynı anda içimdeydi.
O gece annemle neredeyse hiç uyumadık. Sabah olduğunda Leilani'nin numarasını çevirdim.
Telefonu yaşlı bir kadın açtı.
Kendimi tanıttığımda uzun süre sessiz kaldı.
"Baban nasıl?" diye sordu sonunda.
Ona kazayı anlattım.
Karşı taraftan boğuk bir ağlama sesi geldi. Telefonu kapatmadım. Ağlaması bitene kadar bekledim.
"Ona söylemek istediğim çok şey vardı," dedi.
"Benim de," diye cevap verdim.
Bir süre sonra Hawaii'ye gelmek istediğimi söyledim. Annem yanımda oturuyordu. Elimi tuttu ve telefonu bana biraz daha yaklaştırdı.
"Annem de benimle gelecek."
Leilani'nin sesi titredi.Müzik Dinle
"İkinizi de beklerim."
Üç hafta sonra Honolulu'ya indik. Uçağın kapısından çıktığımızda yüzüme sıcak, nemli bir hava çarptı. Babamın yıllar önce anlattığı o yağmur kokusunu hatırladım.
Leilani bizi küçük bir sahil kafesinde karşıladı. Saçları bembeyaz olmuştu ama albümdeki gülümsemesini hemen tanıdım. Beni görünce ayağa kalktı.
"Ona çok benziyorsun," dedi.
Babamdan söz ettiğini biliyordum.
Annemle karşı karşıya geldiklerinde ikisi de ne söyleyeceğini bilemedi. Sonunda annem öne çıktı.
"Onu yıllarca buradan uzak tuttum. Özür dilerim."
Leilani başını iki yana salladı.
"Ben de yıllarca ona kızdım. Hepimiz kaybettiğimiz şeylerin etrafında duvarlar ördük."
O gün birlikte mezarlığa gittik. Küçük bir taşın üzerinde babamın kızına verdiği isim ve yalnızca altı gün sürdüğünü gösteren iki tarih vardı.
Dizlerimin üzerine çöktüm. Kutudan çıkan gümüş bilekliği avucumda tutuyordum.
"Merhaba," diye fısıldadım. "Ben de Şevval."
Yanıma bıraktığım çiçekleri düzelttim. Bilekliği mezarın üzerine bırakmak üzereydim ki Leilani elime dokundu.
"Onu saklamanı istiyorum," dedi. "Baban da böyle isterdi."
Annem gözyaşlarını silerek yanımıza diz çöktü. Çantasından babamın eski sahil fotoğrafını çıkardı. Fotoğrafın arkasında daha önce hiç görmediğim bir not vardı.
"Bir gün geri döneceğim."
Annem fotoğrafı mezarın yanına koydu.
"Gelemedi," dedi. "Ama biz geldik."
Hep birlikte uzun süre sessiz kaldık. O sessizlikte ilk kez babamın Hawaii özleminin yalnızca bir yerle ilgili olmadığını anladım. O, hayatının yarım kalmış bir bölümüne dönmek istiyordu.
Dönüş yolculuğundan önce Leilani bizi babamın çocukluğunun geçtiği sahile götürdü. Dalgalar kıyıya usulca vuruyordu. Annem ayakkabılarını çıkarıp suya girdi. Yıllardır duyduğu korkunun yerini hüzünlü ama sakin bir ifadeye bıraktığını gördüm.
"Keşke babanla buraya gelebilseydim," dedi.
"Artık neden gelmek istediğini biliyorsun."
Annem başını salladı.
"Evet. Ve keşke bunu anlamak için bu kadar beklemeseydim."
Oregon'a döndüğümüzde babamın defterini okumaya devam ettim. Son sayfaların arasından küçük bir kâğıt düştü. Üzerinde benim çocukken çizdiğim bir resim vardı. Üç kişilik ailemizi, mavi bir denizin kıyısında el ele çizmiştim. Babam resmin altına kendi el yazısıyla tek cümle eklemişti:
"Bir gün kızımla bütün hikâyemi paylaşacağım."
Babam bunu anlatmaya fırsat bulamamıştı. Ama artık onun geçmişini biliyordum. Annemle aramızdaki güveni yeniden kurmak kolay olmadı. Sakladıklarına kızdığım günler de oldu. O ise kendini savunmak yerine sorularımı cevapladı, pişmanlığını kabul etti ve beni dinledi.
Aylar sonra babamın doğum gününde üçümüzün Hawaii'de çekilmiş bir fotoğrafını çerçevelettim. Fotoğrafta ben, annem ve Leilani sahilde yan yana duruyorduk. Çerçeveyi babamın eski sahil fotoğrafının yanına koydum.
Gümüş bilekliği de küçük bir kutunun içinde sakladım. Artık ismimin iki ayrı hayatın hikâyesini taşıdığını biliyordum. Birinin ömrü altı gün sürmüş, diğerininki yıllar boyunca devam etmişti. İkisi de aynı babanın sevgisinde yer bulmuştu.
Babamın geçmişini değiştiremezdim. Onun yerine yarım kalan yolculuğunu tamamlamıştım. Ve sonunda şunu anlamıştım: İnsan sevdiği birini kaybettiğinde, onun sakladığı acıları öğrenmek sevgisini azaltmaz. Bazen o sevgiyi ilk kez bütün derinliğiyle görmesini sağlar.