Baygın Taklidi Yaparken Duyduğum Sözler Kanımı Dondurdu

Akşam yemeğinde eşim Hakan’ın kendi elleriyle hazırladığı tavuklu pilavdan birkaç lokma aldıktan hemen sonra, 10 yaşındaki oğlum Efe ile birlikte mutfağın soğuk fayanslarına yığıldık. Bedenim felç olmuş gibiydi ama bilincim henüz kapanmamıştı. Hakan’ın rahat adımlarla salona doğru uzaklaştığını duydum.

Hemen yanımda yatan Efe’nin hafifçe kıpırdandığını görünce dudaklarımı neredeyse hiç oynatmadan fısıldadım: “Sakın kıpırdama Efe, gözlerini kapat!” Oğlum korkudan titreyen sesiyle “Anne çok korkuyorum, bize ne oluyor?” diye ağlamaklı bir ses çıkardı. Onu sakinleştirip baygın taklidi yapmasını söyledim.

O sırada Hakan’ın salondan gelen sesi duyuldu. Biriyle telefonda konuşuyordu: “Bu geceden sonra artık bir sorun teşkil etmeyecekler. İlaç hızlı etki ediyor, uyanıp hiçbir şey anlamayacaklar bile…”

Korkudan kanım donmuştu. Hakan mutfağa geri döndü, yanıma diz çöküp nabzımı kontrol etti. Soğukkanlı bir tavırla, “Kendi işine baksaydın Berna…” diye fısıldadı. Ardından Efe’nin yanına gitti, oğlumun omzuna dokunup “Böylesi herkes için daha kolay olacak küçük adam” dedi. Masadaki tabakları toplayıp garaja doğru gittiğinde kapının kapanma sesini duydum.

Hemen doğrulduk. Cep telefonlarımızın ikisinin de tezgahtan alındığını fark ettim; yardım çağırmamızı engellemek istemişti. Ancak Hakan’ın unuttuğu bir detay vardı: Kiler dolabının arkasındaki eski kablolu sabit telefon!

Hemen ahizeyi kaldırıp 112 Acil Servis’i aradım. Durumu, adresi ve Hakan’ın bizi zehirlediğini bildirdim. Görevli ekiplerin yola çıktığını söyledi. Fakat tam o esnada garaj yolunda arabanın farları göründü. Hakan geri dönüyordu!

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

Reklamlar