Leyla Öztürk, bir başkasının artık hiçbir değeri olmadığına karar verip çöpe attığı bir elbiseyi kurtardığı için işini kaybetmenin eşiğine geldi.
Elbiseyi saat 23:40'ta, İzmir'deki Çınar Otel'in servis koridorunda, nemli peçetelerin ve çiçek kutularının arasında buldu.
Mor kumaş, siyah bir çöp poşetinin içinden dışarı sarkıyordu.
Bel kısmında bir yırtık vardı ve birkaç altın rengi boncuk halının üzerine dökülmüştü.
Leyla, üst kattaki gala bitmeden önce her yeri toplamak zorundaydı.
Saatlerdir tuvaletleri temizliyor, kadehleri topluyor ve kendisinden bir şey isterken yüzüne bile bakmayan davetlileri dinliyordu.
Poşeti kapatmak için elini uzattı.
İşte o an iç dikişi gördü.
Bu sıradan bir kıyafet değildi.
Astarı elle dikilmişti ve işlemeler, kumaşı sertleştirmeden vücut hatlarını saran bir kıvrımı takip ediyordu.
Annesi ona bu tür bir özeni ve ustalığı tanımayı öğretmişti.
Leyla elbiseyi poşetten çıkardı.
Cep telefonunda küçük kız kardeşi Merve'den gelen bir mesaj bekliyordu: Hemşirelik bölümü kayıt ücretini denkleştirmek için 4 haftası vardı.
Çantasında ayrıca gecikmiş kira borcu için bir ihtarname taşıyordu.
Durup vakit kaybetme lüksü yoktu.
Yine de elbiseyi kolunun üzerine katladı ve çamaşırhaneye girdi.
Telsizle molaya çıkacağını bildirdi.
Ardından, annesi hastalandığından ve artık üniformalarını yamamasına yardım edemediğinden beri yanında taşıdığı küçük dikiş kutusunu açtı.
40 dakika boyunca otelin gürültüsü tamamen silindi.
Kumaşı içeriden sağlamlaştırdı, bel kısmındaki birleşim yerini yeniden dikti ve kurtarabildiği boncukları yerlerine sabitledi.