Hastanede yattığı o son günlerde bile başucunda duranların derdi onun acısını dindirmek değil, hangi tarlanın kime düşeceğiydi. Ben ise sadece onun o zayıflamış elini tutuyor, gözlerindeki o hüzünlü ama bilge bakışı anlamaya çalışıyordum. Bir keresinde bana fısıldayarak, ‘Elif, ağacın meyvesi tatlı olur ama kurdu da içindedir’ demişti.
O zaman ne demek istediğini tam anlamamıştım. Meğer dedem, kendi ailesinin içindeki o hırs kurdunu çoktan fark etmişti. Onu kaybettiğimiz o yağmurlu Salı günü, kasaba yasa boğulurken bizim evde sanki gizli bir bayram havası vardı. Akrabalarım, dedemin ölümüne üzülmekten ziyade, mirasa konacak olmanın heyecanıyla birbirlerine sahte teselliler veriyorlardı.