DEDİM VE HİÇ BEKLEMEDİKLERİ BİR ŞEY YAPTIM. ANCAK ERTESİ SABAH SAAT 05.03’TE ESKİ KARIM BENİ ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA ARADIĞINDA, ASIL SÜRPRİZİN HENÜZ BAŞLAMADIĞINI BİLMİYORDU!

Çünkü yıllar önce babamın iflas etmesine neden olan şirketin adıydı!
Babam küçük bir nakliye şirketi işletiyordu. Koray'ın ailesine ait büyük bir firmayla çalışmaya başladıktan sonra bütün birikimini kaybetmişti. Şirketimizden teslim alınan araçlar ve bazı değerli parçalar kaybolmuş, bütün sorumluluk babamın üzerine yıkılmıştı.
Babam suçsuz olduğunu söyleyerek yıllarca mücadele etmişti. Ancak elinde yeterli delil bulunmadığı için kimse ona inanmamıştı.
Ölmeden önce bana tek bir şey söylemişti:
"Oğlum, bir gün gerçeği öğrenirsen sakın öfkenin seni de onlar gibi birine dönüştürmesine izin verme!"
Mercedes'teki eski servis belgesini gördüğüm anda babamın sözleri kulaklarımda yankılanmıştı.
O gece tamirhanedeki bütün kayıtları inceledim. Aracın geçmişini araştırdım ve belgeleri avukatım Batur'a gönderdim. Özellikle şasi numarasıyla ilgili şüphelerimi iletip durumu yetkili makamlara bildirmemiz gerektiğini söyledim.
Batur, elindeki belgeleri inceledikten sonra beni aradı.
"Eray, bu iş düşündüğümüzden çok daha ciddi olabilir. Sakın hiçbir belgeyi kaybetme!"
Jale ile Koray tamirhanemden ayrıldığında avukatımın hazırladığı dosya çoktan ilgili makamlara ulaştırılmıştı.
Ertesi sabah saat tam 05.03'te telefonumun titreşimiyle uyandım.
Ekranda Jale'nin adını görünce gülümsedim.
Telefonu açar açmaz öyle yüksek sesle çığlık atmaya başladı ki telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kaldım.
"ERAY! SEN BANA BUNU NASIL YAPARSIN? SENİN YÜZÜNDEN HER ŞEYİMİZİ KAYBEDECEĞİZ!"
Sakin bir sesle, "Ne oldu Jale? Dün her şey yolundaydı!" dedim.
Ancak Jale'nin ağlayarak söylediği bir sonraki cümleyi duyduğumda ben bile şaşırdım.
"Koray'ın şirketine polis geldi! Mercedes'e el koydular! Koray'ı da ifadeye götürdüler!"
Yatağımdan doğruldum.
"Ne demek Koray'ı götürdüler?"
"Senin şikâyetinden sonra şirketin eski kayıtlarını incelemeye başlamışlar! Koray bütün gece telefonla birilerini aradı. Sabah da polis geldi!"
Telefonu kapattıktan birkaç dakika sonra Batur beni aradı. Ses tonu her zamankinden çok daha ciddiydi.
"Eray, hemen ofisime gel. Sana göstermem gereken bir şey var!"
Bir saat sonra avukatımın karşısında oturuyordum. Masasının üzerinde yıllar önce babamın şirketine ait olduğunu hatırladığım belgeler bulunuyordu.
Batur, dosyanın içinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta babamın kaybolan araçlarından biri vardı.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Bu araç nereden çıktı?"
"Mercedes'in servis kayıtlarını incelerken ulaştığımız şirketin eski muhasebecisi bizimle iletişime geçti. Babanın başına gelenleri yıllardır bildiğini söylüyor."
Adamın adı İrfan'dı. Koray'ın babasının yanında yirmi yıl çalışmış, ancak şirketten ayrıldıktan sonra ortadan kaybolmuştu.
Öğleden sonra İrfan'la buluştuk.
Karşımda oturan yaşlı adamın elleri titriyordu. Çantasından çıkardığı dosyayı önüme bıraktı.
"Babanın yüzüne yıllarca bakamadım Eray. Çünkü onun suçsuz olduğunu biliyordum!"
Dosyayı açtığımda gözlerim doldu.
Babamın şirketinden kaybolan araçların başka şirketlere satıldığını gösteren kayıtlar, sahte teslim belgeleri ve eski banka dekontları vardı.
Üstelik belgelerin altında Koray'ın imzası bulunuyordu!
"Bunları neden şimdi getiriyorsunuz?" diye sordum.
İrfan başını eğdi.
"Yıllarca korktum. Ancak dün gece Koray beni arayıp bütün eski belgeleri yok etmemi istediğinde artık susamayacağımı anladım."
Tam o sırada telefonum çaldı.
Arayan Koray'dı.
Telefonu açtığımda dişlerini sıkarak konuştuğunu hissedebiliyordum.
"Eray, bütün bunları durdurursan sana istediğin parayı vereceğim!"
"Ben senden yalnızca tamir ücretimi istedim Koray!"
"Tamam! Bir milyon vereyim! Şikâyetini geri çek!"
Karşımda oturan Batur'a baktım. Telefonun sesini açtım.
"Babamın şirketine ne yaptığınızı da biliyorum!"
Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu.
Ardından Koray'ın sesi değişti.
"Senin baban geçmişte kaldı! Çocuklarını düşünmeni tavsiye ederim!"
İşte o an içimdeki bütün korku yerini öfkeye bıraktı.
"Çocuklarımı bir daha ağzına alma!"
Telefonu kapattım. Batur, görüşmenin kaydını ve tehditleri ilgili makamlara sunmamız gerektiğini söyledi.
Ancak asıl korktuğum şey akşam saatlerinde gerçekleşti.
Jale, çocuklarımı almam gereken saatte telefonuma bir mesaj gönderdi.
"Çocukları göremeyeceksin. Beni rezil ettiğinin bedelini ödeyeceksin!"
Oğlumun o hafta sonu için hazırladığı küçük resmi düşündüm. Günler önce telefonda bana sürpriz yapacağını söylemişti.
Artık yeterdi.
Ertesi sabah Batur'la birlikte aile mahkemesine başvurduk. Jale'nin tehdit mesajlarını, çocuklarla görüşmemi engellediğine ilişkin kayıtları ve yaşadığımız olayları sunduk.
Günler geçtikçe Koray'ın şirketiyle ilgili soruşturma genişledi. İrfan'ın teslim ettiği belgeler başka tanıkların da ortaya çıkmasını sağladı.
Ancak beni en çok şaşırtan olay, soruşturmanın başlamasından iki hafta sonra yaşandı.
Tamirhanemin kapısından içeri Jale girdi.
Bu kez yanında Koray yoktu.
Yüzü solgundu. Karşımdaki sandalyeye oturdu ve ağlamaya başladı.
"Koray beni kandırmış Eray!"
Sessizce bekledim.
"Evimizin bile ona ait olmadığını öğrendim. Şirketin borçları varmış. Üstelik yıllardır başka bir kadınla da görüşüyormuş!"
Bir zamanlar beni parasız olduğum için aşağılayan kadın, şimdi karşımda oturmuş kendi hayatının nasıl dağıldığını anlatıyordu.
Çantasından bir zarf çıkardı.
İçinde 220 bin TL vardı.
"Tamir paranı getirdim. Lütfen çocuklarımız için bana yardım et!"
Zarfı masanın üzerinde ona doğru ittim.
"Bu parayı avukatım aracılığıyla ödersin Jale. Ama çocuklarımızı bir daha bana karşı kullanmayacaksın!"
Başını salladı.
"Onları sana karşı kullanmakla ne büyük hata yaptığımı anladım."
Ona inanmak istiyordum. Ancak bu kez yalnızca sözlerine güvenmeyecektim.
Aylar süren hukuki sürecin sonunda babamın şirketiyle ilgili eski dolandırıcılık dosyası yeniden incelendi. İrfan'ın sunduğu kayıtlar ve diğer deliller sayesinde babama yöneltilen suçlamaların dayanaksız olduğu ortaya çıktı.
Koray ise şirketindeki usulsüzlüklerle ilgili yargılanmaya başladı. Mallarına ilişkin incelemeler sürerken gösterişli hayatının arkasındaki borçlar da birer birer açığa çıktı.
Benim için en önemli gelişme ise çocuklarımla ilgiliydi.
Mahkeme, Jale'nin görüşmelerimizi keyfî şekilde engelleyemeyeceğini açıkça belirleyen yeni bir düzenleme yaptı.
Sonunda çocuklarımla geçireceğim ilk hafta sonu geldi.
Tamirhanenin önüne geldiklerinde ikisi de koşarak boynuma sarıldı.
Küçük oğlum cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı.
"Baba, sana söz verdiğim resmi getirdim!"
Kâğıdı açtığımda kendimi, iki çocuğumu ve küçük tamirhanemizi gördüm. Resmin üzerinde kocaman harflerle bir cümle yazıyordu:
"BENİM BABAM DÜNYANIN EN ZENGİN ADAMI!"
Gözyaşlarımı tutamadım.
Oğluma sarılıp neden böyle yazdığını sordum.
Çünkü pahalı bir arabam yoktu. Büyük bir evim, milyonlarca liram ya da gösterişli bir hayatım da yoktu.
Oğlum gülümsedi.
"Çünkü senin bizi sevecek kadar büyük bir kalbin var baba!"
O akşam çocuklarımı yanıma alıp babamın mezarına gittim. Mezar taşının önüne diz çöktüm ve yıllardır içimde taşıdığım bütün acıyı sessizce bıraktım.
"Baba, sonunda gerçek ortaya çıktı. Sana verdiğim sözü tuttum. Ama en önemlisi, senin öğrettiğin gibi, onlara benzemedim!"
Birkaç ay sonra tamirhanemin kapısına yeni bir tabela astım.
Üzerinde babamın adı yazıyordu.
Kazandığım paranın bir kısmıyla da maddi durumu yetersiz gençlere ücretsiz meslek eğitimi vermeye başladım.
Çünkü babam bana yalnızca araba tamir etmeyi öğretmemişti. Dürüstlüğün, çalışkanlığın ve insanlara yardım etmenin önemini de öğretmişti.
Bir zamanlar eski karım bana bu hayatta hiçbir yere gelemeyeceğimi söylemişti. Oysa şimdi çocuklarımın gurur duyduğu bir babaydım.
Ve sonunda çok önemli bir şey anlamıştım.
İnsan bazen kendisini küçük düşürmeye çalışanlardan intikam almak ister. Ancak gerçek zafer, onları mahvetmek değil, onların bütün kötülüklerine rağmen kendi değerlerini kaybetmeden ayakta kalabilmektir.
Çünkü para kaybedilebilir, servet bir gecede yok olabilir. Ama insanın çocuklarına bırakabileceği en büyük miras, temiz bir isim ve başı dik yaşayabileceği onurlu bir hayattır.
Reklamlar