Nişanlımı ailemle tanıştırdığımda sadece annem ve abim vardı. Babamı çok küçük yaşta kaybettiğimiz için abim benim için her zaman bir koruyucu olmuştu. Düğün günü gelip çattığında her şey kusursuzdu; 120 davetli, bembeyaz bir gelinlik ve dünyanın en şanslı kadınıymışım gibi hissettiren o eşsiz mutluluk...
Ancak pasta kesme vakti geldiğinde, o hayalini kurduğum masalsı an bir kabusa dönüştü. El ele tutuşup pastayı keseceğimizi sanırken, eşim bir anda kahkahalar atarak yüzümü pastaya gömdü. Bütün salon buz kesti. Duvağım, gelinliğim, saatlerce uğraşılan makyajım ve saçım saniyeler içinde mahvolmuştu. Utançtan ve şaşkınlıktan donup kalmıştım; boğazımdaki o düğüm her an hıçkıra hıçkıra ağlayacakmışım gibi canımı yakıyordu. Bazı konuklar ne yapacağını bilemeyip gergin bir şekilde gülerken, annem dehşetle ağzını kapattı. Eşim ise dünyanın en komik olayını yapmış gibi gülüyor, yanağımdaki kremayı parmağıyla silip "Hım, tatlıymış," diyordu.
Tam o sırada abimin sandalyesini sertçe geriye iterek ayağa kalktığını gördüm. Çenesi sinirden kilitlenmişti. O an yaptığı şeyi salondaki hiç kimse tahmin bile edemezdi. Tüm salon derin bir sessizliğe büründü.
Abim, saniyeler içinde masaların arasından fırlayıp yanımıza geldi. Herkes bir kavga çıkacağını, abimin eşimin yakasına yapışacağını sanıyordu. Ama o, beklenmedik bir soğukkanlılıkla tam önümüzde durdu. Gözleri alev alev yanıyordu ama sesi ürkütücü derecede sakindi. Eşimin elindeki pasta çatalını bir çırpıda çekip aldı ve yere fırlattı. Sonra cebinden mendilini çıkarıp yüzümdeki kremayı tek bir hamleyle sildi, gözlerimin içine bakarak "Kalk gidiyoruz," dedi.
Eşim şaşkınlıkla, "Hey, sakin ol sadece şakaydı!" diye geveledi. Ama abim ona bakmadı bile. Elimden sıkıca tuttu ve beni pistin ortasından çekip çıkardı. Arkamızda 120 şaşkın davetli ve neye uğradığını şaşırmış bir damat bırakarak salonun çıkışına yöneldik. O an hissettiğim utanç, yerini tuhaf bir özgürlük hissine bırakmaya başlamıştı.
Dışarı çıktığımızda gece serinliği yüzüme çarptı. Abim beni arabasına bindirdi. Annem de arkamızdan ağlayarak gelmişti. Eşim kapıya kadar peşimizden koştu, "Saçmalamayın, düğünümüz burası, nereye gidiyorsunuz?" diye bağırıyordu. Abim şoför koltuğuna oturdu, camı indirdi ve hayatım boyunca unutamayacağım o cümleyi kurdu: "Kız kardeşimin onurunun kırıldığı yerde bizim düğünümüz olmaz. O pasta sadece onun yüzüne değil, bizim ailemize atıldı. Şimdi git ve o pastayı tek başına ye."
Gaza bastı ve oradan uzaklaştık.
Eve vardığımızda üzerimdeki o ağır, yapış yapış gelinliği çıkardım. Aynada kendime baktım; gözlerim şişmiş, makyajım akmıştı ama içimde bir huzur vardı. Babam öldüğünden beri abim benim kalem olmuştu ve o kale bugün yıkılmasına izin vermemişti......