Davetliler arasında fısıldaşmalar başladı. Cihan'ın babası ayağa kalkarak eşinin yanına geldi ve kolundan tuttu. Ancak Nermin Hanım öfkeyle kendisini geri çekti.
Tam o sırada düğün organizatörümüz salona girdi. Yanında daha önce hiç kimsenin görmediği üç kişi vardı.
Biri avukatım, diğer ikisi ise ablamın ve kız kardeşimin yıllardır görüştüğü aile dostlarımızdı.
Cihan şaşkınlıkla onlara baktı.
"Burada ne işleri var?"
"Sana göstermek istediğim başka bir şey daha var."
Organizatöre işaret ettim.
Salonun arkasındaki büyük ekran açıldı. Cihan önce bunun hazırladığımız düğün videosu olduğunu düşündü. Ancak ekranda bizim fotoğraflarımız yerine çocuklarımın yıllar içinde çekilmiş görüntüleri belirdi.
Kerem'in ilkokula başladığı gün...
İkiz yeğenlerimin annelerini kaybettikten sonra evimize taşındıkları ilk hafta...
Üçünün birlikte kutladığımız doğum günleri...
Ve yıllardır yaşadığımız küçük ama değerli mutluluklar...
Görüntüler ilerlerken sesim titremeye başladı.
"Bu çocukların hayatına girmek kolay olmadı. Sana güvenmeleri için zamana ihtiyaçları vardı. Ben de onların yeniden bir aileye kavuştuğunu düşündüm."
Sonra ekranda Cihan'ın çocuklarla çekilmiş fotoğrafları belirdi.
Kerem'le futbol oynarken gülümsüyordu. Yeğenlerimin okul gösterisinde alkışlıyordu. Bir doğum gününde üçünü birden kucaklamıştı.
Gözlerim doldu.
"Dün akşam bütün bunları yalnızca güvenimi kazanmak için yaptığını duydum."
Cihan'ın başı aniden kalktı.
"Hayır! Çocukları gerçekten seviyorum!"
"Öyleyse neden onları kandırdın?"
Bu soruma cevap veremedi.
Tam o sırada salonun kapısı açıldı.
İçeri giren kişi oğlum Kerem'di.
On yedi yaşındaki oğlumun o sabah halasının yakın arkadaşıyla birlikte evde kalması gerekiyordu. Yaşananları görmesini istemediğim için onu törene getirmemiştim.
Ancak Kerem, planladığım değişikliklerden haberdar olan avukatımla konuşmuş ve gelmekte ısrar etmişti.
"Anne!"
Yanıma geldiğinde gözleri doluydu.
"Benim yüzümden mi bütün bunlar?"
Kalbim parçalandı.
Mikrofonu bırakıp oğluma sarıldım.
"Hayır, canım. Senin hiçbir suçun yok."
Kerem başını kaldırıp Cihan'a baktı.
"Geçen hafta bana, annemi asla yalnız bırakmayacağını söylemiştin."
Cihan cevap vermeye çalıştı.
"Kerem, ben..."
"Annem yıllardır bizim için çalışıyor. Geceleri herkes uyuduktan sonra bile faturaları hesaplıyor. Senin onu mutlu edeceğine inanmıştım."
Oğlumun sözleri üzerine ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Cihan ona yaklaşınca Kerem bir adım geri çekildi.
"Artık annemden uzak dur."
İşte o anda Cihan'ın yüzünde ilk kez gerçek bir pişmanlık gördüğümü sandım. Ancak birkaç saniye sonra ağzından çıkan sözler, onun hâlâ hiçbir şey anlamadığını gösterdi.
"Tamam, hata yaptım! Ama düğünü iptal ederek bana bunu yapamazsın. Bütün paramızı bu organizasyona harcadık!"
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Hangi paramızı Cihan?"
Bir anda sustu.
Avukatım yanımıza gelerek elindeki dosyayı açtı.
Düğün masraflarının büyük bölümünü benim karşıladığımı gösteren ödeme kayıtları dosyanın içindeydi. Cihan'ın ödediğini söylediği bazı faturaların da benim hesabımdan karşılandığını öğrenmiştim.
Ancak başka bir şey daha ortaya çıkmıştı.
Cihan, düğünden sonra ödeyeceğini söyleyerek organizasyon şirketine ciddi miktarda borç bırakmıştı.
Üstelik bu borçların tamamını benim üstleneceğimi söylemişti!
"Sen nasıl..." diye mırıldandı.
"Nasıl öğrendiğimi mi merak ediyorsun? Dün gece düğün organizatörümüzle görüştüm. Ardından bütün ödemeleri tek tek kontrol ettik."
Avukatım, benim onaylamadığım ek harcamalar için sorumluluk üstlenmeyeceğimi, bu konudaki ödeme taleplerinin ayrıca inceleneceğini açıkladı.
Cihan öfkeyle annesine döndü.
"Anne, bir şey söylesene!"
Ancak Nermin Hanım artık konuşmuyordu.
Çünkü onun için hazırladığım zarfın içinde başka bir şey daha vardı.
Aylar önce bana kendi isteğiyle verdiği bir hesap numarası...
Cihan'ın ortak hesaba yatırmamızı istediği birikimlerin ileride aktarılmasını planladıkları hesap!
O hesabın annesine ait olduğunu öğrenmiştim.
"Yani bütün bunları birlikte planladınız," dedim.
Nermin Hanım sonunda başını eğdi.
Artık inkâr edecek bir şey kalmamıştı.
Salondaki sessizliği Cihan'ın babası bozdu.
"Yeter!"
Herkes ona döndü.
Yaşlı adam eşine ve oğluna baktı.
"Ben oğlumu böyle yetiştirmedim. Bir kadının çocuklarını kullanarak parasını almak mıydı sizin planınız?"
Cihan'ın yüzü kızardı.
Babası ağır adımlarla yanıma geldi.
"Aysun kızım, senden özür diliyorum. Bu olanlardan haberim yoktu."
Başımı salladım.
"Özrünüzü kabul ediyorum. Ama artık bu aileyle hiçbir bağımın kalmasını istemiyorum."
Ardından organizatöre döndüm.
Geceden hazırladığımız son değişikliğin vakti gelmişti.
Müzik yeniden başladı.
Ancak bu kez düğün marşı çalmıyordu.
Ekranda çocuklarımın yıllar içinde çekilmiş fotoğrafları yeniden belirdi. Davetlilerin önündeki masalara da küçük notlar bırakılmıştı.
Notlarda, düğün için hazırlanan fakat artık kullanılmayacak bazı harcamaların çocukların eğitimine destek sağlayan bir derneğe bağışlanacağını açıklıyordum.
Düğün pastasını da iptal etmemiştim.
O pastayı, o gün yanımda olmak isteyen çocuklarımla birlikte kesmeye karar vermiştim.
Kerem elimi tuttu.
"Anne, eve gidelim mi?"
Gözyaşlarımı silerek gülümsedim.
"Önce bir dilim pasta yiyelim."
Salondan ayrılmadan önce son kez Cihan'a baktım.
Benden özür dilemek için ağzını açtı. Ancak onu durdurdum.
"Sana güvendiğim için pişman değilim Cihan. Çünkü güvenmek utanılacak bir şey değil. Ama seninle evlenseydim kendime ve çocuklarıma verdiğim sözü unutmuş olacaktım."
Sonra oğlumun elini tutup salondan çıktım.
O akşam eve döndüğümüzde ikiz yeğenlerim bizi kapıda karşıladı. Gelinliğimi görünce küçük olanı boynuma sarıldı.
"Teyze, artık düğün olmayacak mı?"
Dizlerimin üzerine çökerek ikisine de sarıldım.
"Olmayacak canlarım."
"Peki, şimdi ne yapacağız?"
Üç çocuğuma birden baktım.
"Hayatımıza devam edeceğiz. Hem de eskisinden çok daha güzel bir şekilde."
O gece gelinliğimi dolaba kaldırırken içimde tuhaf bir huzur vardı. Bir gün yeniden âşık olup olmayacağımı bilmiyordum. Belki hayatıma başka biri girecekti, belki de girmeyecekti.
Ama artık mutluluğumu bir başkasının varlığına bağlamayacaktım.
Ertesi sabah kahvaltı hazırlarken Kerem mutfağa geldi. Masanın üzerine üç küçük kâğıt bıraktı.
Bunlar yıllar önce, kız kardeşimi kaybettiğimiz günlerde çocuklarımla birlikte hazırladığımız aile sözleşmesiydi.
Her birimiz birbirimize bir söz vermiştik.
Ne olursa olsun birbirimizi koruyacaktık.
Kerem kâğıtlardan birini bana uzattı.
"Anne, dün sen bizim için verdiğin sözü tuttun. Şimdi sıra bizde."
Kâğıdı açtım.
Üzerinde çocukça bir el yazısıyla şu cümle vardı:
"Bizim ailemiz, birbirini gerçekten seven insanlardan oluşur."
Oğluma sarılırken gözyaşlarımı artık tutamadım.
Dün hayatımın en kötü günü olacağını düşündüğüm gün, aslında kendimi yeniden bulduğum gün olmuştu.
Çünkü o düğünde bir koca kaybetmemiştim.
Beni ve çocuklarımı gerçekten sevmeyen birinin hayatımıza girmesini engellemiştim. Ve sonunda anlamıştım ki gerçek aile, aynı soyadını taşıyan insanlardan değil, birbirini karşılık beklemeden sevenlerden oluşuyordu.