Arda araya girdi, "Çünkü o gün, Murat abiyle yaptığın konuşmayı duyduk anne," dedi. Sesi çatlamıştı. "Bizi büyütmek için aldığın o devasa krediler, hastane masraflarımız yüzünden ipotek ettirdiğin evin... Bankanın o hafta evi elimizden alacağını konuşuyordunuz. Devletten bizim engelli bakımımız için aldığın o yardım fonu olmasaydı, sokakta kalacaktık. İyileştiğimizi söyleseydik, fon anında kesilecekti ve seni, bizim yüzümüzden girdiğin o borç batağında bir başına bırakmış olacaktık."
Murat arkamdan alaycı bir sesle, "Yani bizi kandırmanızın sebebi para mıydı? Ne kadar yüce gönüllü (!) bir yalan," diye müdahale etti.
"Sadece o değil!" diye kükredi Berk ilk defa sesini yükselterek. Sonra yatağının altından kalın, deri kaplı bir dosya çıkardı ve titreyen elleriyle bana uzattı. "Biz sadece o fonla hayatta kalmadık. Geceleri o depoda, yıllarca gizlice restorasyon işleri yaptık. Taş taşıdık, duvar ördük, kendi bedenimizi kanatarak çalıştık. Bize öğrettiğin her şeyi o inşaatlarda uyguladık."
Dosyayı açtım. İçinde bir tapu senedi ve bir şirket tescil belgesi vardı. Kağıdın üzerindeki yazıları okuduğumda dizlerimin bağı çözüldü.
"Sen 26 yaşındayken bizim için kendi hayallerini, o çok sevdiğin mimarlık ofisini sattın anne," dedi Arda, yanıma gelip kollarını bana dolarken. "Biz üç yıldır o depoda sadece taş taşımadık. Kendi inşaat ve restorasyon şirketimizi kurduk. Ve bugün... Senin 18 yıl önce bizim için sattığın o mimarlık ofisini, aynı isimle, aynı binada geri satın aldık."
Gözlerim belgedeki o isme kaydı: Elvan & Leyla Mimarlık.
"Biz seni kandırmadık anne," diye fısıldadı Berk, o da gelip bana sarıldığında. "Biz sadece, bize verdiğin o muazzam hayatı, çaldığımız o gençliğini sana geri verebilmek için biraz zaman kazanmaya çalıştık."
Odanın içindeki o ağır öfke, yerini tarifsiz bir sevgi seli ve gözyaşına bırakmıştı. Murat kapının eşiğinde donakalmış, yutkunarak yere bakıyordu. Ben ise kollarımın arasındaki o iki dev gibi, sapasağlam adama sımsıkı tutundum. On sekiz yıl önce yaptığım o fedakarlığın hayatımı çöpe atmak olduğunu söyleyen herkes yanılmıştı. Ben o gün sadece iki hayat kurtarmamıştım; meğer o iki çocuk, günü geldiğinde benim hayatımı yeniden inşa etmek için ayaklanacakları o anı beklemişlerdi.