En Yakın Arkadaşından Gelen Tek Bir Mesaj


Telefonu elime aldığımda kalbim hızlandı. Bildirimde mesajın devamı görünüyordu: 'Eski hesaplar ortaya çıkarsa bütün yükü ona bırakacağız. Nasıl olsa sana güveniyor. Evrakları okumadan imzalat. Sonra şirketi kapatır, başka isimle yeniden başlarız.'

Önce yanlış anladığımı düşündüm. Belki başka bir Nergis'ten söz ediyorlardı. Fakat mesajda benim adımın yanında evimizin adresi de yazıyordu. Üstelik geçen hafta Tufan'ın önüme koyduğu belgelerden bahsediliyordu.

O belgeleri hatırladım. Tufan, şirketin yeni bir yatırım alacağını söylemiş, bazı işlemlerde benim de imzamın bulunması gerektiğini belirtmişti. 'Sen benim en güvendiğim insansın,' demişti. Ben ise yoğun olduğumu söyleyerek belgeleri hafta sonu incelemeye bırakmıştım. O gün biraz bozulmuştu. Şimdi nedenini anlıyordum.

Banyodan su sesi geliyordu. Mesajın ekranda görünen kısmını kendi telefonumla fotoğrafladım ve Tufan'ın telefonunu bıraktım. Ellerimin titremesini durdurmak için mutfak tezgâhına tutundum. Beş yıllık evliliğimin içinde hiç fark etmediğim bir hesap kurulmuştu.

Tufan salona geldiğinde yüzümün rengini sordu. Başımın ağrıdığını söyledim. Alnımı öpüp erkenden yatmamı önerdi. O öpücük, hayatım boyunca hatırlayacağım en ağır anlardan biriydi. Birkaç dakika önce geleceğimi mahvetmek isteyen adam, şimdi şefkatli bir eş rolünü oynuyordu.

O gece uyumadım. Sabah işe giderken telefonumdan bir hukuk bürosunun numarasını buldum. Öğle arasında avukat Gülay Hanım'la görüştüm. Fotoğrafı gösterdiğimde dikkatle inceledi. Bana hemen sonuç vaat etmedi. Mesajın ciddi şüpheler doğurduğunu, fakat gerçekten hangi işlemlerin benim adıma yapıldığının belgelerle anlaşılabileceğini söyledi.

O görüşmeden çıktığımda korkum henüz geçmemişti ama ne yapacağımı biliyordum. Önüme konulan hiçbir belgeyi incelemeden imzalamayacaktım. Kendi adıma düzenlenmiş kayıtları araştıracak, ulaşabildiğim resmî belgeleri saklayacak ve aceleyle yüzleşmeye kalkışmayacaktım.

İlk şaşkınlığı üç gün sonra yaşadım. E-Devlet üzerinden kontrol ettiğim şirket kayıtlarında, iki yıl önce kurulmuş küçük bir işletmenin ortağı olarak adım geçiyordu. Böyle bir ortaklığı kabul ettiğimi hatırlamıyordum. Gülay Hanım'la birlikte ilgili ticaret sicili kayıtlarını talep ettik. Dosyada imzamı taşıdığı iddia edilen belgeler vardı. Görünüşte bana benziyorlardı fakat o tarihlerde başka şehirde bulunduğumu gösteren iş kayıtlarım da mevcuttu.

Daha da kötüsü, şirket adına düzenlenmiş bazı belgelerde benim iletişim bilgilerim kullanılmıştı. Oysa hiçbir bildirim bana ulaşmamıştı. Kayıtlı adreslerden biri, yıllar önce taşındığımız eski evimizdi.

Tufan ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Her akşam sofraya oturuyor, günümün nasıl geçtiğini soruyordu. Cevdet gelince ikisi göz göze bakıp anlaşılmaz bir şekilde gülümsüyordu. Eskiden dostluklarına yorduğum bu bakışlar artık içimi ürpertiyordu.

Bir akşam Cevdet, çayını karıştırırken konuyu açtı. 'Nergis, Tufan'ın sana anlattığı ortaklık işi ne oldu? Böyle fırsatlar her zaman çıkmaz.'

'Belgeleri henüz inceleyemedim,' dedim.

Tufan hemen araya girdi. 'Alt tarafı birkaç imza. Ben senin zarar göreceğin bir işe girer miyim?'

Gözlerini kaçırmadan yüzüne baktım. 'Elbette girmezsin. Ama ben yine de neye imza attığımı bilmek istiyorum.'

Cevdet'in kaşı hafifçe kalktı. Tufan gülümsemeye çalıştı. O akşam ilk kez ikisinin de benden çekindiğini hissettim.

Sonraki haftalarda iş daha karmaşık hâle geldi. Gülay Hanım'ın yönlendirmesiyle, benim adıma oluşturulmuş kayıtlara ilişkin ulaşabildiğimiz belgeleri topladık. Bir muhasebe uzmanı da incelemeye yardımcı oldu. İncelenen dosyalarda bazı ticari işlemlerin gerçek mal hareketleriyle örtüşmediğine dair ciddi tutarsızlıklar vardı. Şirketin hesapları arasında açıklaması belirsiz para transferleri bulunuyordu. Ancak bunların suç oluşturup oluşturmadığını yetkili makamların incelemesi gerekecekti.

En sarsıcı bulgu, eski bir e-postaydı. Yıllar önce Tufan'ın bana göndermiş olduğu bir dosyanın ekinde, boş bırakılmış yetkilendirme sayfaları bulunuyordu. O dönem bunun yeni kurulacak bir aile şirketi için hazırlık olduğunu söylemişti. Ben de herhangi bir işlem yapılmadığını düşünmüştüm. Şimdi aynı belge başlıkları başka dosyalarda karşıma çıkıyordu.

Bir gece annem beni aradı. Sesimi duyunca bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Ona her şeyi anlatmadım ama evliliğimde ciddi sorunlar bulunduğunu söyledim. 'İstersen gel, birkaç gün burada kal,' dedi.

Ağlamamak için dudaklarımı ısırdım. 'Henüz değil anne. Önce bazı şeyleri bitirmem gerekiyor.'

Aradan iki ay geçtiğinde Tufan'ın sabrı tükenmeye başladı. Belgeleri imzalamadığım için ortaklarının kendisine baskı yaptığını söylüyordu. Önce kırgın davrandı, sonra öfkelendi. Bir akşam yemek masasında sesini yükseltti. 'Bana güvenmiyorsan bu evliliğin ne anlamı var?'

Cevap vermeden önce uzun süre yüzüne baktım. 'Güven, insanın neye imza attığını bilmesini engellememeli.'

Tufan sandalyesini geriye itti. 'Cevdet haklıymış. Sen son zamanlarda değiştin.'

İşte o an başka bir gerçeği fark ettim. Cevdet yalnızca iş ortağı değildi. Evliliğimizin içindeki kararları bile yönlendirmeye başlamıştı.

Üçüncü ayın sonunda beklenmedik bir telefon aldım. Arayan kişi, Tufan'ın şirketinde daha önce muhasebe yardımcısı olarak çalışan Ferda'ydı. Birkaç hafta önce işten ayrılmıştı. Benimle görüşmek istediğini, fakat bunu Tufan'ın bilmemesi gerektiğini söyledi.

Bir kafede buluştuk. Ferda gözlerini masadan kaldırmadan konuştu. 'Nergis Hanım, adınızı dosyalarda yıllardır görüyordum. Sizin bütün işlemlerden haberdar olduğunuzu sanıyordum. Fakat geçen ay Cevdet Bey'in söylediği bir şeyi duyunca şüphelendim.'

'Ne söyledi?'

'Bütün sorunları sizin üstünüze bırakabileceklerini söyledi. Tufan Bey de karşı çıkmadı.'

Boğazım düğümlendi. Ferda devam etti. Bazı belgelerin gerçekte kim tarafından hazırlandığını bildiğini, kayıtların bir kısmında tarih ve işlem sırasına ilişkin tutarsızlıklar fark ettiğini anlattı. İşten ayrılırken kendisine ait maaş ve görev belgelerini saklamıştı. Gerektiğinde bildiklerini yetkili makamlara anlatmaya hazır olduğunu söyledi.

O gün ilk kez yalnız olmadığımı hissettim.

Gülay Hanım'la birlikte hazırladığımız başvuruda elimizdeki belgeleri, imzalarla ilgili şüphelerimizi ve şirket kayıtlarındaki tutarsızlıkları anlattık. Ferda da kendi gördüklerine ilişkin ifade vermeyi kabul etti. Başvurunun ardından inceleme başladı. Fakat hiçbir şey filmlerdeki gibi bir gecede çözülmedi.

Yetkililer kayıtları istiyor, bilirkişi incelemeleri yapılıyor, farklı kişilerden açıklamalar alınıyordu. Bu sırada Tufan'a ayrılmak istediğimi söyledim. Ona öğrendiklerimin tamamını anlatmadım. Annemin evine taşındım ve boşanma sürecini başlattım.

Tufan önce telefonlarıma cevap vermemi istedi. Ardından beni suçlayan mesajlar gönderdi. Birkaç gün sonra ise bambaşka bir ses tonuyla konuştu. 'Nergis, her şeyi düzeltebiliriz. Cevdet beni yanlış yönlendirdi.'

Bu cümle, gerçeğin ortaya çıkmak üzere olduğunu anlamama yetti.

Dördüncü ayın sonunda Ferda beni yeniden aradı. Tufan'ın kendisine ulaştığını, geçmişteki bazı işlemler hakkında farklı konuşmasını istediğini söyledi. Ferda bunu kabul etmemiş, görüşmenin ardından yaşadıklarını da ilgili makamlara bildirmişti.

Beşinci ayda soruşturma genişledi. Şirket kayıtlarının incelenmesi sonucunda bazı belgelerdeki imzaların bana ait olmadığı yönünde bilirkişi tespitleri ortaya çıktı. Ticari işlemlerle ilgili başka şüpheler de araştırılıyordu. Cevdet ve Tufan ifadeye çağrıldı. Bazı hesap hareketleriyle ilgili ayrıca inceleme yürütüldü.

Ben ise geceleri hâlâ kötü rüyalar görüyordum. Bazen yıllarca aynı sofrada oturduğum iki insanın bunu nasıl yapabildiğini düşünüyor, bazen kendime neden daha önce şüphelenmediğimi soruyordum. Gülay Hanım'ın bir gün söylediği söz aklımda kalmıştı: 'Birine güvenmiş olmanız, onun yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmeniz gerektiği anlamına gelmez.'

Altıncı ayın başında Tufan, annemin evinin yakınındaki küçük parkta benimle görüşmek istedi. Yanımda kardeşim Sencer vardı; görüşmenin biraz uzağında bekledi.

Tufan karşımda otururken eskisinden çok daha yorgun görünüyordu. 'Cevdet her şeyi benim üzerime bırakmaya çalışıyor,' dedi.

'Benim üzerime bırakmaya çalıştığınız gibi mi?'

Başını eğdi. Uzun süre sustu. Sonra neredeyse fısıldayarak, 'Başlangıçta işler gerçekten kötü gidiyordu. Şirket batmasın istedim. Sonra borçlar büyüdü. Cevdet bir çözüm bulduğunu söyledi,' dedi.

'Beni borçların arkasına saklamayı mı önerdi?'

'Ben bu noktaya geleceğini düşünmedim.'

'Peki belgeleri imzalamam için neden bu kadar ısrar ettin?'

Cevap veremedi. O suskunluk, bütün açıklamalarından daha dürüsttü.

Gözlerim doldu ama sesim titremedi. 'Ben senin yanında bir hayat kurduğumu sanıyordum. Meğer sen benim adıma başka bir hayat planlamışsın. Hem de benden habersiz.'

Tufan elimi tutmak istedi. Geri çektim. 'Bütün suçu Cevdet'e yükleme. Ben senin eşindim. Beni koruyabilecek tek kişi de sensin sanıyordum.'

O gün arkamı dönüp yürüdüğümde içimde garip bir boşluk vardı. Çünkü yalnızca bir evlilikten değil, yıllarca gerçek sandığım bir gelecekten ayrılıyordum.

Sonraki aylarda soruşturma tamamlanmadı; dosyanın bazı bölümleri için yeni incelemeler istendi. Ancak benim bilgim ve iradem dışında düzenlendiğini belirttiğim belgelerle ilgili bulgular dosyaya girmişti. Hakkımda ileri sürülen iddiaların hepsi aynı anda ortadan kalkmadı. Bazı ticari uyuşmazlıklar ayrıca ele alındı. Hayatımın bir anda eski hâline dönmeyeceğini kabul etmem gerekiyordu.

Boşanmamız ise takip eden yıl sonuçlandı. Ortak bir gelecek için biriktirdiğim eşyaları ayırırken en çok eski fotoğraflarda zorlandım. Tufan'la mutlu göründüğümüz günler de yaşanmıştı. Bu, sonradan ortaya çıkan ihaneti daha az gerçek yapmıyordu.

Bir süre sonra çalıştığım yayınevinden ayrılarak küçük bir tasarım atölyesi kurdum. İlk müşterim yıllardır tanıdığım bir kitapçıydı. İkinci işimi Ferda'nın tavsiyesiyle aldım. Başlangıçta atölyemin kirasını ödemekte zorlandım. Bazen gece yarılarına kadar çalıştım. Ama ilk kez hayatımdaki kararların bana ait olduğunu hissediyordum.

Bir yıl sonra, soruşturmada ortaya çıkan belgelerle ilgili davanın ilk duruşmalarından biri yapıldı. Ben de ifade verdim. Tufan'ı salonun diğer tarafında gördüm. Cevdet birkaç sıra arkasında oturuyordu. Bir zamanlar evimde kahkahalar atan iki adam, artık birbirlerinin yüzüne bile bakmıyordu. Yargılama devam ediyordu; kimsenin akıbeti tek bir duruşmayla belirlenmemişti.

O akşam atölyeme döndüğümde masamın üzerinde yeni basılmış bir kitabın kapağı duruyordu. Üzerinde benim tasarımım vardı. Telefonuma annemden mesaj gelmişti: 'Akşam yemeğine geliyor musun? Sevdiğin çorbayı yaptım.'

Gülümsedim. Pencereden Ankara'nın ışıklarına baktım. Eskiden o ışıkların arasında kendimi yapayalnız hissederdim. Şimdi ise önümde belirsizlikler olsa da kendi hayatımın içinde sağlam bir yerim vardı.

Sonunda anladım ki insanı güçlü yapan şey, herkesten şüphelenerek yaşamak değildi. Güç, sevdiği birinin gerçeği sakladığını öğrendiğinde kendi değerinden vazgeçmemekti. Ben evliliğimi kurtaramamıştım. Fakat bir başkasının hazırladığı hayatı yaşamayı reddederek kendimi kurtarmıştım.
Reklamlar