Eşim Kerem ve ben, ikiz bebek beklediğimizi öğrendiğimizde dünyalar bizim olmuştu.
Kerem’in yüzündeki korkuyu görünce, birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedim.
Çünkü karşısında oturan kişinin kim olduğunu zaten anlamıştı.
Salondaki koltukta, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmiş, sessizce onu izleyen adam ayağa kalktı.
Kerem’in sesi titredi.
“Sen… burada ne yapıyorsun?”
Adam gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi:
“Bunu bana değil, eşine sormalısın.”
Kerem yavaşça bana döndü.
Ben ise koltuğumda, kucağımda ikiz kızlarımızdan biriyle oturuyordum. Diğer bebeğimiz annemin yanındaydı.
Sezaryenimin üzerinden yalnızca birkaç gün geçmişti. Karnımdaki ağrı hâlâ çok şiddetliydi. Ayağa kalkarken dikişlerim geriliyor, geceleri bebekler ağladığında onları kaldırmak bile benim için ciddi bir çaba gerektiriyordu.
Ama o an acımı düşünmüyordum.
Çünkü sonunda Kerem’in kaçtığı gerçekle yüzleşme sırası gelmişti.
“Tanıştırayım,” dedim sakince. “Bu, senin eski ortağın Murat.”
Kerem’in yüzü bembeyaz oldu.
“Sen ona ne anlattın?”
Murat acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Hiçbir şey anlatmasına gerek kalmadı. Zaten yıllardır yaptıklarının belgeleri bende.”
Kerem bir adım geri çekildi.
“Ne saçmalıyorsun?”
Murat cebinden kalın bir dosya çıkardı ve sehpanın üzerine bıraktı.
“Şirketten ayrıldığımda bazı şeylerin yanlış olduğunu fark etmiştim. Hesaplardan para kayboluyordu. Bazı ödemeler benim bilgim dışında yapılıyordu. Sonra bütün sorumluluk benim üzerime kalacak şekilde belgeler düzenlendi.”
Kerem’in gözleri dosyaya kilitlendi.
“Benim bununla ne ilgim var?”
Murat cevap vermeden bana baktı.
“Eşin gerçeği öğrendiğinde neden sana söylemediğini artık anlayabiliyorum.”
Kerem öfkeyle bana döndü.
“Sen ne yaptın?”
İlk kez o zaman ayağa kalkmaya çalıştım.
Annem hemen yanıma gelip kolumdan destek oldu.
“Ben hiçbir şey yapmadım, Kerem,” dedim. “Sadece gerçeklerin kendi kendine ortaya çıkmasını bekledim.”
Murat dosyayı açtı.
İçinden banka dekontları, e-postalar ve imzalı belgeler çıktı.
Kerem’in sesi kısıldı.
“Bunlar…”
“Evet,” dedi Murat. “Bunlar senin imzanı taşıyan belgeler.”
Kerem birkaç saniye boyunca konuşamadı.
Ben ise gözlerimi kızlarıma çevirdim.
Onlar hiçbir şeyden habersiz, küçücük ellerini oynatıyorlardı.
Hamileliğim boyunca en büyük korkum doğum değildi.
Tek başıma kalmaktı.
Ve Kerem, tam da en çok ona ihtiyacım olduğu anda beni yalnız bırakmıştı.
Üstelik bunu birkaç günlük bir tatil uğruna yapmıştı.
“Kerem,” dedim, “sen giderken senden sadece yanımda olmanı istedim. Sana para istemedim. Büyük bir şey istemedim. Sadece eşim ve çocuklarımın babası gibi davranmanı istedim.”
Başını öne eğdi.
“Biliyorum.”
“Hayır. Bilmiyorsun.”
Sesim yükselmedi.
Ama ilk kez gerçekten kararlıydım.
“Sen deniz kenarında fotoğraf paylaşırken ben hastane yatağında doğum sancıları ve korkuyla tek başımaydım. Sen arkadaşlarınla eğlenirken ben ameliyathaneye girdim. Sen ‘sezaryene yetişirim’ dedin ama çocuklarımız dünyaya geldiğinde yanlarında değildin.”
Kerem gözlerini kapattı.
“Özür dilerim.”
Bu iki kelime artık bana hiçbir şey ifade etmiyordu.
Çünkü bazı özürler, yapılan şeyi geri almaya yetmezdi.
Murat ayağa kalktı.
“Ben artık gideyim. Belgelerin kopyaları avukatında. Bundan sonrası senin kararın.”
Kerem şaşkınlıkla bana baktı.
“Avukat mı?”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Benden boşanacak mısın?”
O soruyu duyunca uzun süre sustum.
Sonra kızımdan birini kucağıma aldım.
“Bilmiyorum.”
Kerem’in yüzündeki umut bir anlığına geri geldi.
Ama devam ettim:
“Çünkü bundan sonra vereceğim karar, senin ne istediğine göre olmayacak. Benim ve kızlarımızın neye ihtiyacı olduğuna göre olacak.”
O gece Kerem salondaki kanepede kaldı.
İlk kez, evimizin içinde gerçekten yalnız olduğunu gördüm.
Gece yarısı kızlarımızdan biri ağlamaya başladı.
Kerem hemen ayağa kalktı.
Bebeğe yaklaşmak istedi ama ne yapacağını bilemedi.
Ben sessizce onu izledim.
“Bezi nerede?” diye sordu.
“Dolabın ikinci çekmecesinde.”
“Nasıl değiştireceğim?”
“Öğrenebilirsin.”
Bana baktı.
Sonra ilk kez gerçekten çaba göstermeye başladı…
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.