Ona sımsıkı sarıldım.
"Bir daha hiçbir şeyi tek başına yaşamayacağız."
Başını omzuma yasladı.
"Tamam."
Arabaya döndüğümüzde Zeynep uyanmıştı.
Camı açıp heyecanla bağırdı.
"Baba! Bir dahaki tatilde yine denize gideceğiz değil mi?"
Murat gözyaşlarını gizleyip gülümsedi.
"Elbette gideceğiz."
Zeynep kahkaha attı.
"Bu sefer daha büyük bir kumdan kale yapacağız."
"Evet."
"Ellerimiz kirlenene kadar oynayacağız."
"Evet."
"Ve sen yine beni omzuna alacaksın."
Murat başını salladı.
"Her zaman."
Aylar sonra Zeynep'i kaybettik.
Acısı tarif edilemeyecek kadar büyüktü.
Fakat cenazesinden birkaç gün sonra otelin sahibinden bir paket geldi.
İçinde o tatilde çekilmiş yüzlerce fotoğraf vardı.
Arkasına tek tek notlar yazılmıştı.
"İlk kez denize dokunduğu an."
"Şatoyu görünce gözlerinin parladığı saniye."
"Babasına sarıldığı en mutlu an."
En alttaki zarfta ise kısa bir not vardı.
"Sevgili ailemiz...
Biz otel işletiyoruz.
Her gün yüzlerce misafir ağırlıyoruz.
Ama bazı insanlar geldikleri yeri değil, kalbimizi değiştirip giderler.
Zeynep bunlardan biriydi.
Murat Bey ise bize babalığın kan bağıyla değil, fedakârlıkla yazıldığını öğretti."
Bugün o fotoğrafların hepsi salonumuzun duvarında duruyor.
Murat tedavisine sonunda başladı.
Kolay olmadı ama birlikte mücadele ettik.
Bazen akşamları sessizce oturup denizi izliyoruz.
Konuşmamıza gerek kalmıyor.
Çünkü ikimiz de aynı şeyi biliyoruz.
Hayatta bazı mucizeler hastalıkları iyileştirmez.
Ama insanın yüreğinde ömür boyu taşıyacağı bir sevgiyi bırakır.
Ve Zeynep bize en büyük miras olarak bunu bıraktı.
Onun ömrü kısa sürdü belki.
Ama sevgisi, bize kalan bütün yıllardan çok daha uzun yaşamaya devam etti.