Görevlinin sözleriyle dizlerimin bağı çözüldü.
"Ne demek istiyorsunuz?" diye fısıldadım.
Görevli derin bir nefes aldı.
"Eşiniz rezervasyonu yaptırırken bize kızınızın sağlık durumunu anlattı. Otel sahibi de bunu öğrenince konaklama ücretini tamamen iptal etmek istedi. Ama eşiniz bunu kesinlikle kabul etmedi."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Biz bütün parayı ödedik."
Görevli başını iki yana salladı.
"Hayır. Ödediğini sandınız."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"O zaman nasıl oldu?"
Görevli elindeki dosyayı açtı.
"Otel sahibi sadece yol masraflarınızı karşılamanızı istedi. Konaklamanız, yemekleriniz, Zeynep için hazırlanan sürprizler, şatoya özel gezi... Bunların hepsini otel üstlendi. Ama eşiniz tek bir şart koştu."
"Ne şartı?"
"Geri döndüğünüzde bunu asla öğrenmemeniz."
Bir an hiçbir şey söyleyemedim.
"Neden?"
"Çünkü sizin, annenizden kalan bileziği sattığınızı biliyordu. Onun yükünü biraz olsun hafifletmek istedi ama gururunuzun incinmesini de istemedi."
Elimdeki zarf titriyordu.
Görevli devam etti.
"Asıl gerçek bu değil."
Boğazım düğümlendi.
"Daha ne olabilir?"
"Buranın sahibiyle eşiniz gece uzun uzun konuştu. Konuşmanın sonunda kızınız için bir mektup bıraktı. Eğer bir gün siz bunu okumaya hazır olursanız diye."
Zarfı açtım.
İçinden Murat'ın el yazısıyla yazılmış birkaç sayfa çıktı.
"Sevgili eşim...
Bunu okuyorsan büyük ihtimalle gerçeği öğrenmişsindir.
Sana yalan söylediğim için beni affet.
Ama hayatın boyunca hep başkalarını düşündün.
Bileziğini satarken gözlerindeki acıyı gördüm.
Bir annenin son hatırasını elinden almak istemedim.
Bu yüzden otel sahibinin teklifini kabul ettim.
Ona tek ricam, bunu sana söylememesiydi.
Çünkü bu tatilin bizim paramızla mı yoksa onların desteğiyle mi gerçekleştiğinin hiçbir önemi yoktu.
Önemli olan Zeynep'in yüzündeki gülümsemeydi."
Satırlar gözyaşlarımın arasında bulanıklaşıyordu.
Mektup devam ediyordu.
"Bir gerçek daha var.
Doktorlar bana yaklaşık sekiz ay önce böbreklerimde ciddi bir hastalık olduğunu söylediler.
Tedaviye başlayabilirdim.
Ama sigortanın karşılamadığı masraflar yüzünden Zeynep'in tedavisinden vazgeçmek zorunda kalacaktık.
Ben de kendi tedavimi erteledim.
Belki yanlış yaptım.
Ama bir baba için doğru olan buydu."
Nefesim kesildi.
Murat bunu bana hiç söylememişti.
Hiç.
Her gece "Fazla mesaim var." diyerek evden çıkarken aslında hastaneye kontrole gidiyormuş.
Eve yorgun dönmesini yalnızca çalışmasına bağlamıştım.
Oysa sessizce kendi acısıyla mücadele ediyordu.
Mektubun son satırlarını okumaya çalıştım.
"Bir gün bana kızabilirsin.
Belki bana neden anlatmadığımı sorarsın.
Cevabı çok basit.
Sen zaten yeterince yük taşıyordun.
Bir yük daha eklemek istemedim."
Gözyaşlarımı silemeden dışarı çıktım.
Murat arabaya son valizi yerleştiriyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Her şey tamam mı?"
Hiçbir şey söylemeden ona sarıldım.
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Ne oldu?"
Mektubu uzattım.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Öğrendin..."
Başını öne eğdi.
"Affet."
"Niye tek başına taşıdın bütün bunları?"
"Gücün Zeynep'e yetmeliydi."
"Ya sana?"
Gözleri doldu.
"Ben idare ederim sandım."
O an ilk kez ağladığını gördüm.
Yıllarca hep dimdik duran adam, çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu gorsele ilerleyin devamı sonraki sayfda....