Tarlada Çalışan Kadın
Eşini kaybettikten sonra köydeki ufak evinde tek başına yaşamaya başlayan genç bir bayan vardı. Üstelik hamileydi…
Gündüzleri tarlada çalışarak hem kendi geçimini sağlıyor hem de doğacak çocuğuna hazırlık yapıyordu. Akşam olunca ise, günün tüm yorgunluğunu sırtında taşıyarak evinin yolunu tutuyordu.
Köy halkı, onun azmine ve sabrına hayranlık duyuyordu. Zira hem kocasının yokluğunu çekiyor hem de karnında taşıdığı bebekle ayakta kalmaya çalışıyordu. Ancak geceleri, yalnızlığın ağırlığı daha da belirginleşiyordu. Evinin içersinde duyduğu her çıtırtı, rüzgârın uğultusu ya da kapının gıcırtısı ona garip bir huzursuzluk veriyordu.
Bir gün tarladan dönüş yolunda….yaralı bir gelincik buldu.
Evcil bir hayvan olmamasına rağmen, bayanın kucağında can bulan yaralı gelincik zaman içersinde iyileşti ve bambaşka bir varlığa dönüştü. Artık ne yabaniydi ne de ürkek; bayana öylesine alışmıştı ki, onun adımlarını izler, yanından bir an olsun ayrılmaz olmuştu. Birkaç ay sonra, bayanın çocuğu dünyaya geldi. Evin içi, minicik bir bebeğin getirdiği neşe ve sevinçle dolup taşarken, gelincik de bu mutluluğun bir parçası durumuna gelmişti. Kadın ve yavrusunu kendi ailesi gibi gören bu hayvan, ikisine de derinden bağlanmıştı.
EŞİNİ KAYBETTİKTEN SONRA
Hamileliğini tek başına geçirmek mecburiyetinde kalan bayan, eşini toprağa verdikten sonra köydeki evinde yalnız yaşıyordu. Gündüzleri tarlada çalışıyor, akşam olunca yorgun ama dirençli bir şekilde evine dönüyordu. Bir gün dönüş yolunda yaralı bir gelincik buldu. İçinde acıma kabardı; zavallı hayvanı kucağına alıp eve götürdü. O günden sonra ömürleri birbirine karıştı.
Aylar geçti. Kadın, bebeğini büyütebilmek amacıyla çalışmak mecburiyetindeydı. Bir gün gene sabahın erken saatlerinde tarlaya gitti ve bebeğini evde, itimat edilir sandığı gelincikle baş kafaya bıraktı. Günün yorgunluğu ve açlığıyla akşam eve döndüğünde ise gözlerine inanamadı. Gelincik, kapının girişinde kanlar içersinde yatıyordu. Ağzı kanla bulaşmış, tüyleri karmakarışıktı.
Anne, bir anlık hiddet ve dehşetle beyninden vurulmuşa döndü. Çığlıklar atarak hayvanı kucağına aldı ve hiddetyle canına kıydı. O an içersinde tek bir fikir vardı: “Bebeğime bir şey yaptı!”
Tam o sırada, odadan bir ağlama sesi yükseldi. Kadının kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Koşarak bebeğinin odasına girdiğinde, gördüğü görünüm karşısında dizlerinin bağı çözüldü. Beşik yerli yerindeydi. İçinde bebeği sapasağlam, gülücükler saçarak ona bakıyordu. Ve beşiğin anında yanında, parçalanmış bir yılan yatıyordu…
Kadının kanını donduran gerçek işte o anda açığa çıktı: Gelincik, bebeği değil, ona zarar vermek isteyen yılanı parçalamıştı. Kadın, acıma edip sahip çıktığı dostuna önyargıyla davranmış, sadakatin ve korumanın değerini en acı şekilde çok geç manaıştı.
Albert Einstein’e atfedilen şu söz, o gün tekrar mana buldu:
“İnsanlardaki önyargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan çok daha zordur.”