Ağacın altında oturup vazonun kapağını açtım. İçindeki küllerin bulunduğu mühürlü torbayı dikkatle yukarı kaldırdım. Tam o sırada vazonun tabanına sert bir şey çarptı ve çimlerin üzerine düştü.
Bu, Ferit’in kırk yıldır parmağından hiç çıkarmadığı alyansıydı. Ceyda bana babasının alyansıyla birlikte kremasyon edildiğini söylemişti. Yüzüğü elime aldım. Güneş ışığı yüzüğün iç kısmına vurduğunda nefesim kesildi. Ferit’in yüzüğünde daha önce hiçbir yazı yoktu. Ancak şimdi içinde kazınmış üç kelime duruyordu:
“ONA SAKIN İNANMA.”
Gözlerime inanamadım. Yurt dışında Ferit’in yanında olan tek bir kadın vardı: Kızı Ceyda. Ferit, ölmeden hemen önce bana bu yüzükle ne mesaj vermek istemişti?
Telefonla aramak yerine ilk uçakla Ceyda’nın yaşadığı ülkeye uçtum. Ceyda’nın evinin önüne vardığımda taksiden indim ve açık duran kapıdan içeri baktım. Gördüğüm manzara, Ferit’in sakladığı devasa bir yalanın ilk ipucuydu…İçeri girdiğimde, evde kolilerin toplandığını ve iki görevlinin eşyaları taşıdığını gördüm. Mutfak tezgahının üzerinde Ferit’in “kayboldu” denilen cep telefonu ve kişisel eşyaları duruyordu. Ceyda beni karşısında görünce şaşkınlıktan elindeki kutuyu neredeyse düşürüyordu.
Tam o sırada merdivenlerin başında 12 yaşlarında bir erkek çocuğu belirdi. Başında Ferit’in yıllardır yanından ayırmadığı o eski beyzbol şapkası vardı. Çocuk bana bakıp “Anne, bu kim?” diye sordu.
Ceyda gözlerini kapatarak hakikati itiraf etmek zorunda kaldı: “O benim oğlum Efe.”
Donakaldım. Ferit’in 12 yaşında bir torunu vardı ve ben bunu ilk kez öğreniyordum. Ceyda, Efe doğduğunda tek başına kaldığını, utandığı ve benden çekindiği için bu durumu yıllarca gizlediğini söyledi. En acısı ise Ferit’in bu torundan tam 9 yıldır haberi olmasıydı. Ferit, Ceyda’nın ricası üzerine bu büyük sırrı benden saklamıştı.
Peki yüzükteki o ürkütücü uyarı ne anlama geliyordu?
Ceyda gözyaşları içinde gerçeği anlattı. Ferit ölmeden iki gün önce bu sırrı artık bana açıklamak istediğini söylemiş ve Ceyda ile büyük bir kavga etmişti. Ferit, evlilik yıldönümümüz için bir kuyumcuya gidip yüzüğün içine “40 YIL, HÂLÂ SEN” yazdırtmayı planlamıştı. Ancak Ceyda ile yaşadığı şiddetli tartışmanın ardından, Ceyda’nın gerçeği benden gizlemeye devam edeceğini anlayınca öfkeyle kuyumcuya dönüp yazıyı “ONA SAKIN İNANMA” olarak değiştirmişti. Ferit geçirdiği kriz sonrası hastaneye kaldırıldığında yüzük üzerinde değildi; Ceyda yüzüğü kuyumcudan sonradan almış ama panikleyerek bana yalan söylemişti.
Yıllardır süren bu büyük yalan ve Ferit’in benden gizlediği torun gerçeği içimi yaktı. Ancak küçük Efe’ye baktığımda, tıpkı Ferit gibi gözlüklerini tek parmağıyla yukarı ittiğini ve aynı kaş yapısına sahip olduğunu gördüm. Bu masum çocuğun yetişkinlerin hataları yüzünden cezalandırılmasına izin veremezdim.
Ceyda’ya tek bir şart koştum: “Bundan sonra hayatımızda tek bir yalan bile olmayacak.”
Üç hafta sonra Ceyda ve Efe ile birlikte Türkiye’ye döndük. Göl kenarındaki salkım söğüt ağacının altında, Efe ile birlikte Ferit’in küllerini rüzgara bıraktık. Ferit bana 40 yıl boyunca büyük bir sevgi vermiş ama son 9 yılda devasa bir sır saklamıştı. Yüzüğü cebime koyarken, geçmişin kırgınlıklarını geride bırakıp, Ferit’in bana bıraktığı bu yeni aileye sahip çıkmaya karar verdim
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.