Fadima Tatilde Temel Çıldırdı

Temel telefonu kapatır kapatmaz beyninden vurulmuşa döner. Sağ gözü seğirmeye, alnından terler boşanmaya başlar. Kahvehanede masada duran çayını tek dikişte bitirir, bardağı masaya öyle bir vurur ki bütün kahve ona döner.

Hemen yan masada oturan can dostu Dursun’un yanına koşar: “Ula Dursun, elden gidiysun!” “Ne oldu ula Temel, gemilerin mi battı?” “Ne gemisi ula! Bizim Fadime tatile gitti, yolda bir doktor bulmuş! Otobüste doktor, kahvaltıda doktor, yemekte doktor… Şimdi aradım, ‘Havuz başındayız, doktor bana güneş yağı sürüyor, birazdan havuza gireceğiz’ diyor! Benim acil baskın yapmam lazımdur!”

Dursun sakinleştirmeye çalışır: “Ula Temel, belki adam sadece kibarlıktan ediyordur, yanlış anlama hemen.” Ama Temel’in gözü dönmüştür bir kere: “Ula ne kibarlığı! Ben o doktorun stetoskopunu boynuna dolayacağım! Ona öyle bir reçete yazacağım ki, yedi sülalesi eczane eczane gezse bulamayacak!”

Temel hiç vakit kaybetmeden otogara koşar, ilk otobüse atladığı gibi tatil yöresinin yolunu tutar. Bütün gece yol boyunca kafasında senaryolar kurar da kurar. “Ula ben de ona kendi güneş yağımı süreceğim, hem de zımpara kağıdıyla!” diye söylenerek yolculuğu tamamlar.

Ertesi sabah gözleri uykusuzluktan kan çanağına dönmüş bir halde otele varır. Hışımla lobiye girer, resepsiyondaki görevlinin yakasına yapışır: “Benim Fadime hangi odadadır uşak, çabuk söyle bana!”

Oda numarasını alır almaz asansörü beklemez, merdivenleri üçer beşer çıkarak kapıya dayanır. Kapıyı tekmeyle açar ama içerisi boştur. Hemen resepsiyona geri döner: “Nerede ula bunlar?!” Görevli korkuyla yutkunur: “Efendim, eşiniz havuz başına indiler.”

Temel koşa koşa havuz kenarına gider. Gözleriyle etrafı tarar. Bir de bakar ki ileride, şemsiyenin altındaki şezlongda Fadime keyifle uzanmış; yanında da saçları hafif kırlaşmış, göbekli, gözlüklü bir adam oturuyor. Adam gerçekten de elindeki güneş kremini Fadime’nin kollarına sürmektedir.
Reklamlar