Temel, “Ulaaaaa!” diye öyle bir Karadeniz narası atar ki havuzdaki turistlerin yarısı korkudan suya düşer. Şimşek gibi ikisinin yanına uçar. Daha adam ne olduğunu anlamadan, Temel doktorun yakasına yapıştığı gibi adamı havaya kaldırır.
Fadime şok içinde şezlongdan sıçrar: “Uyy Temel! Senin ne işin var burada, dükkanda kalacaktın ya sen?!”
Temel karısına hiç bakmaz, gözlerinden ateş saçarak adamın yüzüne kükrer: “Sen misin ula dünden beri benim karımla gezen, yemek yiyen, şimdi de utanmadan ona güneş yağı süren doktor?!”
Adam korkudan titreyerek, kekeleye kekeleye cevap verir: “E-evet beyefendi… B-benim ama… Bir yanlış anla…”
Temel adamın sözünü keser, yakasını daha da bir hırsla sıkar. Sonra birden ses tonunu yumuşatır, adamın yüzüne doğru eğilip gayet ciddi ve meraklı bir sesle sorar:
“Ula madem o kadar okudun, profesör oldun, sabahtan beri de dibinden ayrılmaysun… Doğru söyle bağalum; bizim Fadime’nin şu yıllardır geçmeyen romatizmalarına, bel fıtığına bir çare bulabildin mi bari? Yoksa boşa mı harcaysun o kadar pahalı güneş yağını?!”
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.