"Figen... Onu açmadan önce bilmen gereken bir şey daha var."
Turgay'ın sesi o kadar güçsüz çıkmıştı ki söylediklerini duyabilmek için yatağına doğru eğildim.
"Biz birbirimizden vazgeçmedik, Figen. Bizi ayıran kişi senin annendi."
Bir an nefes alamadım.
"Ne diyorsun sen?"
Turgay gözlerini sandalyenin üzerindeki eski zarfa çevirdi.
"Ben sana hiçbir zaman veda mektubu yazmadım."
Odanın içerisinde derin bir sessizlik oluştu. Kırk bir yıldır sakladığım son mektup, annemin ölümünden sonra bile açmaya cesaret edemediğim eski hatıra kutumda duruyordu. Her kelimesini ezbere biliyordum.
"Evleniyorum. Lütfen bir daha benimle iletişime geçme."
Bu iki cümle bütün hayatımı değiştirmişti.
"Nasıl yani? Bana gönderdiğin mektup..."
"Onu ben yazmadım."
Sandalyeye oturdum. Ellerim titriyordu. Turgay'ın oğlu Oğuz sessizce odadan ayrılırken Turgay yastığının altından küçük bir kutu çıkardı.
Kutuyu açtığında içerisinde yılların kararttığı, üzerinde küçük bir taş bulunan altın yüzük vardı.
"On dokuz yaşındayken bütün yaz çalışıp bunu almıştım. Üniversiteye gitmeden önce sana evlenme teklif edecektim."
Gözyaşlarımı tutamadım.
"O zaman neden etmedin?"
"Çünkü baban beni evinize çağırdı."
Babamın adını duyunca irkildim. Hayatım boyunca onu dürüst, çalışkan ve ailesi için her şeyi yapabilecek bir adam olarak tanımıştım.
Turgay derin bir nefes aldı.
"Üniversiteye gitmeme üç gün kalmıştı. Baban, annenin ağır hasta olduğunu söyledi. Senin hiçbir şeyden haberin olmadığını, benimle evlenirsen annenin tedavisini reddedeceğini anlattı."
"Bu mümkün değil!"
"Ben de inanmadım. Ancak annen yanıma gelip aynı şeyleri söyledi. Seni seviyorsam hayatından çıkmam gerektiğini belirtti."
Annemin yıllarca bana söyledikleri kulaklarımda çınladı.
Turgay seni gerçekten sevseydi geri dönerdi.
Meğer o sözlerin arkasında bambaşka bir gerçek varmış.
Titreyen ellerimle zarfı açtım.
İçerisinden sararmış üç mektup ve küçük bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta Turgay ile ben okulun mezuniyet töreninde gülümsüyorduk.
İlk mektubu açtım.
"Sevgili Figen, senden sakladığım büyük bir hata var. Bu satırları okuduğunda beni affetmeyeceğini biliyorum..."
Annemin el yazısını tanıdığım anda kalbim sıkıştı.
Mektupta annem, yıllar önce babamın iş ortağının oğluyla evlenmemi planladıklarını anlatıyordu. Aileler arasında yapılan bir anlaşmaya göre bu evlilik, babamın iflas etmek üzere olan şirketini kurtaracaktı.
Ancak ben Turgay'a âşık olunca bütün planları bozulmuştu.
Babamın şirketi battığında ailemizin evini, birikimlerimizi ve sahip olduğumuz her şeyi kaybetme ihtimalimiz vardı.
Annem mektubun devamında, Turgay'ı benden uzaklaştırmak için hastalığını bahane ettiklerini itiraf ediyordu.
Fakat asıl korkunç gerçek sonraki sayfadaydı.
Turgay'a gönderdiğim bütün mektupları annem saklamıştı.
Bana gelenleri de.
Üstelik onun adına yazılan veda mektubunu bizzat annem hazırlamıştı.
Başımı kaldırdım.
"Turgay... Peki sen neden geri dönmedin?"
Gözlerini kapattı.
"Çünkü iki yıl sonra senin evlendiğini söylediler."
"Ne?"
"Bana düğün fotoğrafını bile gönderdiler."
Oğuz o sırada yeniden odaya girdi. Elindeki dosyadan eski bir fotoğraf çıkarıp bana uzattı.
Fotoğrafta beyaz bir elbise giymiştim. Yanımda ise babamın iş ortağının oğlu duruyordu.
Hemen hatırladım.
Bu fotoğraf, kuzenimin nişanında çekilmişti!
"Bu bir düğün fotoğrafı değil!"
Turgay gözlerini açtı.
"Biliyorum. Bunu ancak annen ölmeden önce öğrendim."
Ona baktım.
"Annem sana mı ulaştı?"
Başını salladı.
"Üç yıl önce beni buldu. Her şeyi itiraf etti. Sonra bu mektupları verdi."
Öfkeyle ayağa kalktım.
"Üç yıl mı? Üç yıldır gerçeği biliyordun ve beni aramadın mı?"
Turgay'ın gözlerinden yaşlar süzüldü gorsele do'kunun devamı diger bölümde...