Melis devam etti: “O parayla yeni bir hayat kurabiliriz. Sen benimle gelmelisin. Resmi işlemleri tamamlamamız gerekiyor.”
Gerçek niyeti buydu. Elbise, sarılma, sözde annelik… Hepsi paraya giden yolun süsüydü.
Zeynep titreyen bir sesle sordu: “Peki 17 yıldır neredeydin?”
Melis gözlerini kaçırdı. “Gençtim, hatalar yaptım. Ama şimdi telafi etmek istiyorum.”
Zeynep başını salladı. Sonra zarfın içinden ikinci bir belge çıkardı. Avukatın notu.
“Sayın Zeynep Yılmaz, 18 yaşını doldurduğunuz için tazminat doğrudan tarafınıza ödenecektir. Yasal vasi müdahalesi gerekmemektedir.”
O an Melis’in yüzündeki renk tamamen soldu.
Zeynep yavaşça ayağa kalktı. Sesi artık net ve kararlıydı.
“Bu para babamın kanının bedeli. Onu büyüten, gece gündüz çalışan, benim için elbise diken kişi sensin anneanne,” dedi bana dönerek. “Beni doğuran kadın değil.”
Melis öfkeyle çantasını topladı. “Bunu bana yapamazsın!” diye bağırdı.
Zeynep sakin kaldı. “Beni 17 yıl önce yaptın.”
Kapıyı açtım. Bu kez ben dimdik duruyordum.
Melis arkasına bile bakmadan çıktı gitti.
Ev sessizliğe büründü. Zeynep mavi elbisesini eline aldı.
“Ben bunu giyeceğim,” dedi gülümseyerek. “Çünkü bunu sevgi dikti.”
O gece baloya mavi elbisesiyle gitti. Işıklar altında dans ederken gözleri parlıyordu. Kimse ona gülmedi. Aksine herkes hayran kaldı.
Bir süre sonra tazminat parası hesabına yattı. Zeynep o parayla üniversite eğitimini finanse etti. Bir kısmını da Kerem adına burs fonu olarak ayırdı. “Babam gibi işçi çocukları okusun,” dedi.
O an anladım ki gerçek zenginlik para değildi. Gerçek zenginlik, vazgeçmeyen bir sevgiyle büyütülmüş bir evlattı.
Melis 17 yıl sonra kapımıza dayanmıştı.
Ama Zeynep o kapıyı çoktan kapatmıştı.
Ve biz, yoksul ama onurlu hayatımızda, birbirimize sahip olmanın zenginliğiyle yolumuza devam ettik.