İki genç gelin olarak köyün ağasıyla evlendik ilk geceden bunu yaptı..

İKİ GENÇ GELİN OLARAK KÖYÜN AĞASIYLA EVLENDİK — DAHA İLK GECE YAPTIĞI ŞEY, İKİMİZİN DE O EVLİLİĞE NEDEN SEÇİLDİĞİMİZİ SORGULAMAMIZA NEDEN OLDU…

Benim adım Nare. Yirmi dört yaşındaydım ve hayatım boyunca doğduğum köyün birkaç kilometre ötesine bile doğru düzgün çıkmamıştım.

Yanımda aynı gelin arabasında oturan Suna ise yirmi iki yaşındaydı.

O güne kadar birbirimizi yalnızca uzaktan tanıyorduk.

Fakat o akşam, aynı adamın iki gelini olarak aynı konağın kapısından içeri girecektik.

Evlendiğimiz adam Kadir Ağa idi.

Otuz sekiz yaşında, çevredeki dört köyde arazileri bulunan, herkesin karşısında sesini alçalttığı bir adamdı. Uzun boylu, geniş omuzlu, koyu renk gözleri olan Kadir Ağa’nın adı geçtiğinde kadınlar konuşmayı keser, erkekler ceketlerinin düğmesini iliklerdi.

Onun hakkında türlü söylentiler vardı.

Ama hiçbiri neden aynı gün iki kadınla evlendiğini açıklamıyordu.

Ailelerimize söylediği tek şey şuydu:

“İkisini de ayrı tutmayacağım. İkisinin de hakkı bende birdir.”

Babam borç içindeydi.

Suna’nın ailesinin ise ekinleri o yıl tamamen kurumuştu.

Kimse bunu yüksek sesle söylemese de ikimizin de hayatı, ailelerimizin kurtuluşu karşılığında değiştirilmişti.

Düğün sona erdiğinde konağın avlusunda davullar sustu.

Misafirler birer birer dağıldı.

Suna ile yan yana yürürken ellerinin titrediğini gördüm.

Benimkiler de titriyordu.

Üzerimizde ağır gelinlikler, saçlarımızda gün boyu taşımaktan başımızı ağrıtan tokalar vardı.

Konağın üst katına çıktığımızda yaşlı hizmetçi Zehra Hanım bize karşılıklı iki oda gösterdi.

“Bunlar sizin odalarınız.”

Suna şaşkınlıkla bana baktı.

Ben de aynı şeyi düşünüyordum.

Kadir Ağa hangimizin odasına gelecekti?

Zehra Hanım sanki aklımızdan geçeni anlamış gibi gözlerini yere indirdi.

“Bekleyin,” dedi. “Ağa birazdan gelir.”

Odama girdim.

Pencerenin önünde durup nefes almaya çalıştım.

Elbisemin yakası boğazımı sıkıyor gibiydi.

Bir süre sonra kapı hafifçe tıklandı.

Suna’ydı.

“Yalnız kalamadım,” dedi.

Onu içeri aldım.

Yatağın kenarına yan yana oturduk.

İkimiz de birbirimize yabancıydık ama o anda dünyada birbirimizi en iyi anlayan iki kişi bizdik.

“Bize neden ikimizi birden seçtiğini biliyor musun?” diye sordu.

Başımı salladım.

Tam cevap verecekken koridorda ağır adımlar duyuldu.

Suna’nın parmakları koluma kapandı.

Kapı açıldı.

Kadir Ağa içeri girdi.

Üzerindeki düğün kıyafetini değiştirmişti. Beyaz gömleğinin ilk iki düğmesi açıktı. Saçları hafifçe ıslaktı. Gün boyunca kalabalığın içinde mesafeli görünen adam şimdi çok daha yakınımızdaydı.

Ve garip biçimde daha tehlikeli görünüyordu.

Kapıyı arkasından kapattı.

Suna hemen ayağa kalktı.

Ben de kalkmak istedim ama bacaklarım beni dinlemedi.

Kadir önce Suna’ya, sonra bana baktı.

Uzun süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra beklemediğimiz bir şey yaptı.

Yatağa yaklaşmak yerine odanın ortasındaki küçük masaya gitti.

Cebinden iki anahtar çıkarıp önümüze bıraktı.

“Bunları alın.”

Suna kaşlarını çattı.

“Neyin anahtarı?”

“Odalarınızın.”

Şaşkınlıkla birbirimize baktık.

Kadir Ağa devam etti.

“Bu gece kapılarınızı içeriden kilitleyeceksiniz.”

Sanki söylediklerini yanlış anlamıştım.

“Peki… siz?”

Kadir’in gözleri benimkilere çevrildi.

Bakışındaki ağırlık kalbimin hızlanmasına neden oldu.

“Ben hiçbirinizin odasına girmeyeceğim.”

Suna derin bir nefes verdi.

Ama rahatlamamız uzun sürmedi.

Çünkü Kadir Ağa masaya bir anahtar daha koydu.

Diğerlerinden büyüktü gorsele do'kunun diger bölüm sonraki sayfda...

Reklamlar
20 Eylül 2026
Reklamlar