İkiz oğullarımdan birini doğdukları gün


Öfkem yeniden şahlandı. "Yani kendisine ait olmayan bir çocuğu büyütmeyi kabul etti öyle mi?" "Benim söylediklerime inandı!" diye savundu hemen. "Senin çocuktan vazgeçtiğini söyledim ona." Daha fazla dinleyemedim. İkisine baktık; Selim ve Ali gülerek kaydırağa doğru yarışıyorlardı. Aynı şekilde hareket ediyor, aynı şekilde öne eğiliyor, hatta aynı şekilde ayakları birbirine takılıp sendeliyorlardı. Göğsüm sıkıştı ama acının altından başka bir duygu yükseldi: Kararlılık. "DNA testi istiyorum," dedim. Kadın yavaşça başını salladı. "Yaptıracağız." "Ve sonra avukatlar devreye girecek." Yutkundu. "Onu alacaksın yani..." Sesindeki suçlama beni şaşırttı. "Ne yapacağımı bilmiyorum," dedim dürüstçe. "Ama bunun gizli kalmasına izin vermeyeceğim." Kadın o an olduğundan çok daha yaşlı göründü. "Hatalıydım," diye fısıldadı. "Bu, beş yılı geri getirmiyor." Çocukların yanına döndük. Bacaklarım az önceki halinden daha sağlam basıyordu yere. Şok, yerini keskin bir odaklanmaya bırakmıştı. Selim yanıma koştu. "Anne! Ali de rüyasında beni görüyormuş!" Diz çöktüm ve onu kendime çektim. "Ali," dedim diğer çocuğa bakarak. "O çandaki izin ne zamandır var?" Utanarak çenesine dokundu. "Hep vardı." Hemşirenin gözlerine son bir kez baktım. İletişim bilgilerini aldıktan sonra, "Bu burada bitmedi," dedim kısık bir sesle. Sonraki hafta telefon görüşmeleri, hukuki danışmalar ve hastane yönetimiyle yapılan o çok zor toplantıyla geçti. Kayıtlar çıkarıldı, sorular soruldu. Adının Jale olduğunu öğrendiğim eski hemşire soruşturmaya direnmedi. Sonunda gerçekler siyah beyaz bir raporla önüme serildi. DNA testi sonucu onayladı: Ali benim oğlumdu. Meryem, her iki çocuğun da olduğu nötr bir ofiste benimle buluşmayı kabul etti. İçeri girdiğinde Ali'nin elini sıkıca tutuyordu, dehşet içindeydi. "Asla kimseyi incitmek istememiştim," dedi hemen. "Onu sen büyüttün," dedim dikkatle. "Bunu silip atmayacağım." Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Onu benden almayacak mısın?" Yerde ahşap bloklardan kule yapan iki oğluma baktım. Selim hiç tereddüt etmeden bir parçayı Ali’ye uzattı. "Ben yıllarımı kaybettim," dedim sessizce. "Onların da birbirlerini kaybetmesine izin vermeyeceğim." Meryem’in omuzları sarsıldı, ağlamaya başladı. "Bunu bir yoluna koyacağız," diye devam ettim. "Ortak velayet, terapi, dürüstlük ve artık sır yok." Jale (hemşire) köşede solgun bir halde oturuyordu. Hemşirelik lisansını çoktan kaybetmişti. Hukuki süreç devam ediyordu, onu adaletin ellerine bıraktım. Benim odağım oğullarımdı. O akşam, Meryem ve Ali gittikten sonra Selim kucağıma tırmandı. "Onu tekrar görecek miyiz?" "Evet bebeğim. Birlikte büyüyeceksiniz. O senin ikiz kardeşin." Selim mutlulukla kollarını boynuma doladı. "Anne?" "Efendim?" "Kimsenin bizi birbirimizden ayırmasına izin vermezsin, değil mi?" Buklelerini öptüm. "Asla canım, asla." Şehrin öbür ucunda, Ali de muhtemelen annesine benzer sorular soruyordu. Beş yıl sonra, oğullarım arasındaki o sessizlik nihayet bozulmuştu. Bana huzuruma mal olmuştu belki ama doğruları seçmiştim. Ve ben o adımı attığım için, oğullarım sonunda birbirini bulmuştu. Siz olsaydınız ne yapardınız? Yorumlarda düşüncelerinizi bizimle paylaşın.

Reklamlar