İkizlerimle Yağmurda Yürürken Son Paramı Ona Verdim: 27 Yıl Sonra Gelen Kutu Beni Ağlattı

“Kutunun içindekileri gördüğüm anda… GÖZYAŞLARINA BOĞULDUM! Çünkü 27 yıl önce yardım ettiğim o evsiz adam, sandığım kişi değildi…”

Kutunun en üstünde, kenarları sararmış küçük bir fotoğraf duruyordu. Fotoğraftaki genç kız bendim. Sırtımda eski bir mont, göğsümde ikizlerim… İstanbul Üniversitesi'nin önünde çekilmişti. Arka yüzündeyse titrek harflerle yalnızca şu yazıyordu:

“Bana yaşamayı yeniden öğreten üç insan.”

Fotoğrafın altından iki küçük kırmızı bebek patiği çıktı. Bunları hemen tanıdım. Yirmi yedi yıl önce, kızlarımı soğuktan korumak için geceler boyunca ördüğüm patiklerdi. Birini o yağmurlu gece kaybettiğimi sanıyordum. Oysa ikisi de buradaydı.

“Bunlar nasıl onun eline geçti?” diye fısıldadım.

Avukat, “Önce mektubu okuyun,” dedi.

Zarfın üzerinde adım yazıyordu: Belgin.

“Sevgili kızım,” diye başlıyordu mektup. “Bana verdiğin parayı hiçbir zaman unutmadım. Ama sana söylemem gereken bir şey var. O gece senden para istemiyordum. Aslında hayattan vazgeçmek üzereydim.”

Boğazım düğümlendi.

Rıza Bey, yıllar önce başarılı bir inşaat mühendisiymiş. Eşiyle birlikte küçük bir şirket kurmuşlar. Bir oğulları varmış. Ancak oğlunu bir trafik kazasında kaybettikten kısa süre sonra eşi de hastalanıp vefat etmiş. İşini ortaklarına bırakmış, evinden çıkmış, aylarca sokaklarda yaşamış.

“O yağmurlu gece, kimsenin beni fark etmediğine inanıyordum,” diye yazmıştı. “Sonra sen geldin. Kucağında iki bebek, cebinde son paran vardı. Bana sıcak bir şey almamı söyledin. Ama asıl verdiğin şey para değildi. Benim hâlâ insan olduğumu hatırlattın.”

Mektup elimde titriyordu.

Rıza Bey ertesi sabah bir yardım merkezine gitmiş. Oradan eski bir arkadaşına ulaşmış. Tedavi görmüş, zamanla yeniden iş hayatına dönmüş. Kendisine kalan şirket hisselerini geri almış ve yıllar içinde varlıklı biri olmuş.

Fakat mektubun sonraki satırları nefesimi kesti.

“İki ay sonra seni aramaya başladım. O gece montunun yakasında öğrenci kartın vardı. Adını ve okulunu hatırlamıştım. Seni bulduğumda küçük bir öğrenci yurdunda kaldığını öğrendim. Doğrudan kapını çalmaya cesaret edemedim. Çünkü iyiliğine karşılık para teklif ederek seni incitmek istemedim.”

Reklamlar