Birkaç hafta sonra Rüstem, konağın bahçesinde ona yaklaşarak bir anahtar uzattı.
“Eski okul binasını sana vermek istiyorum. İstersen orada bir iş kur.”
Mercan anahtarı almadı.
“Bana hediye vermeyin. Binayı uygun şartlarla kiralayın. Kendi emeğimle bir şey başarmak istiyorum.”
Rüstem ilk kez içtenlikle gülümsedi.
Aylar sonra eski okul binası bir kadın kooperatifine dönüştü. Köyün kadınları ürettikleri ürünleri satmaya, kendi paralarını kazanmaya başladı.
Mercan da eğitimine dışarıdan devam etti. Rüstem'le aralarındaki büyük yaş farkına ve farklı hayat beklentilerine rağmen birbirlerini tanımaya çalıştılar. Evliliklerinin sürüp sürmeyeceğini zaman gösterecekti; ancak Mercan artık kendi geleceğini seçebilecek ekonomik özgürlüğe sahipti.
Bir gün düğünde onunla alay eden kadınlardan biri kooperatife geldi.
“Mercan, sana çok yanlış yaptık. Biz senin sadece kilolu, çaresiz bir kız olduğunu sandık.”
Mercan kadına gülümsedi.
“Benim kilomu gördünüz ama aklımı, kalbimi ve cesaretimi görmediniz.”
Kadın utançla başını eğdi.
Mercan ise atölyede çalışan kadınlara bakarak son sözünü söyledi:
“İnsanın değeri ne tartıda yazan rakamla ne de evlendiği kişinin servetiyle ölçülür. Değerimiz, kendi ayaklarımız üzerinde durabildiğimizde ve başkalarının da ayağa kalkmasına yardım ettiğimizde ortaya çıkar.”
O gün köyde herkes bir gerçeği anlamıştı: Mercan konağa ağa karısı olmak için girmişti ama ilk günden kendi hayatının söz sahibi olmayı seçmişti.