KIZ KARDEŞİNİN BORCU SENİN KÜÇÜK DÜĞÜNÜNDEN DAHA ÖNEMLİ,” DİYE MESAJ ATTI ANNEM.

Babam, Taner Bey’le karşılaşmaktan kaçmıştı.

Çünkü yıllar önce kariyerini ilerletmek için onun hakkında asılsız şeyler söylemişti.

Telefon elimdeyken öylece kaldım.

O an annemin “kız kardeşinin borcu daha önemli” mesajı bile ikinci plana düştü.

Asıl mesele düğünüm değildi.

Asıl mesele onların beni, kendi korkularını saklamak için kullanmış olmasıydı.

Bora sessizce yanıma oturdu.

“Baban bundan dolayı işini kaybedebilir mi?”

“Bilmiyorum.”

Tam o sırada Taner Bey aradı.

Bu kez açtım.

“Aslin?”

“Evet.”

“Videoyu gördüğüm için değil, başka bir nedenle arıyorum.”

Boğazım kurudu.

“Babamla ilgili mi?”

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

“Sanırım bazı şeyleri öğrenmişsin.”

“Doğru mu?”

“Ne kadarını?”

“Babamın sizin hakkınızda yalan söylediğini.”

Taner Bey iç çekti.

“Yıllar önce bazı söylentiler kulağıma geldi. Kimin çıkardığını bilmiyordum.”

“Şimdi biliyor musunuz?”

“Şirketin genel müdürü bu sabah beni aradı. Videoda seni görünce Bora’nın evlendiği kişinin soyadını fark etmiş.”

İçim buz kesti.

“Sonra?”

“Eski dosyaları yeniden açmışlar.”

Gözlerimi kapattım.

“Babamı siz mi şikâyet ettiniz?”

Taner Bey’in cevabı hiç beklemediğim kadar netti.

“Hayır.”

Şaşırdım.

“Niye?”

“Çünkü oğlumun düğününü bir intikam hikâyesine çevirmek istemiyorum.”

O cümle beni susturdu.

Taner Bey devam etti:

“Babanın yaptıkları doğruysa, sonuçlarına kendisi katlanır. Bunun için benim öfkeme ihtiyacı yok.”

Telefon kapandıktan yaklaşık on dakika sonra annem yeniden aradı.

Bu kez açtım.

“Aslin!”

Sesinin içinde öfke, korku ve telaş birbirine karışmıştı.

“Babanın şirketinde soruşturma başlatılmış. Taner Bey ne söyledi? Sen bir şey söyledin mi?”

“Hayır.”

“Baban işini kaybedebilir!”

İlk kez annemin sözünü kestim.

“Düğünüme neden gelmediniz?”

Sessizlik.

“Aslin, şimdi bunun zamanı değil.”

“Tam da zamanı.”

“Deren’in problemi vardı.”

“Bana yalan söyleme.”

Karşı tarafta nefesi kesildi.

“Ekran görüntülerini gördüm.”

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra annemin sesi değişti.

“Baban sadece korktu.”

“Ben de düğün günü korktum anne.”

“Aslin…”

“Koridorun başında yalnız kaldım. İki sandalyeye baktım. Ama siz benim ne hissettiğimi değil, babamın Taner Bey’le karşılaşmasını düşünüyordunuz.”

Annem ağlamaya başladı.

“Biz yanlış yaptık.”

“Evet.”

“Bizi affedemez misin?”

Pencereden göle baktım.

“Belki bir gün. Ama affetmek, hiçbir şey olmamış gibi davranmak değil.”

Babam o hafta görevden uzaklaştırıldı.

Şirket, geçmiş terfi dosyalarını ve gönderdiği raporları incelemeye aldı.

Aylar sonra öğrendim ki işinden tamamen çıkarılmamıştı ama yöneticilik görevini kaybetmişti.

Deren’in borcuysa sandığım kadar büyük bile değildi.

Bir kredi kartı borcu ve yanlış yaptığı birkaç harcamadan ibaretti.

Annemle babam bunu büyütüp kendilerine kaçış bahanesi yapmışlardı.

Düğün videosu internette birkaç hafta sonra unutuldu.

İnsanlar başka videolara geçti.

Ama benim için o görüntü hiçbir zaman “viral video” olmadı.

Aylar sonra düğün albümümüz geldiğinde ilk açtığım fotoğraf, Taner Bey’in kolunda yürüdüğüm kareydi.

Arka planda ilk sıradaki iki boş sandalye görünüyordu.

Uzun süre fotoğrafa baktım.

Sonra anneannemin sözü yeniden aklıma geldi:

“Boş kalan sandalyelere değil, gelenlere bak.”

O gün sonunda şunu anladım:

Aile, her zaman seninle aynı soyadı taşıyan insanlar değildi.

Bazen aile, hayatının en önemli gününde seni yalnız bırakanlar değil, seni yalnız gördüğünde hiçbir karşılık beklemeden kolunu uzatanlardı.

Fotoğrafı albümün ilk sayfasına yerleştirdim.

Boş sandalyeleri kırpmadım.

Çünkü artık onlara baktığımda eksikliği değil, bir gerçeği görüyordum.

Bazı insanlar hayatımızdaki yerlerini terk ettiklerinde, bizi yalnız bırakmazlar. Sadece gerçekten kimin yanımızda olduğunu görmemiz için önümüzden çekilirler.
Reklamlar