“Karabaş’ın künyesindeki QR kod sadece bir başlangıç. Avukatın kasasında, senin adına hazırlanmış başka bir dosya var. Ama ona ulaşmak için önce bunu görmen gerekiyordu. Çünkü miras para değildir. Miras, kimin yanında kaldığındır.”
Video burada bitmedi.
“Eğer bu videoyu izliyorsan, yarın avukata git. Ona ‘emanet dosyayı almaya geldim’ de.”
Ekran karardı.
Sabah olur olmaz avukatın ofisine gittim. Beni görünce şaşırmadı. Sanki geleceğimi biliyordu.
“Demek videoyu izlediniz,” dedi.
Başımı salladım.
Kasadan kalın bir zarf çıkardı. İçinde banka belgeleri, tapu fotokopileri vardı. Büyükannem tüm birikimini benim adıma vadeli hesaba koymuştu. Rakamı görünce ellerim titredi. Evden çok daha değerliydi. Ayrıca şehir dışında küçük ama yeni bir daire alınmıştı — benim adıma.
“Bu… Merve ve Derya bilmiyor mu?” diye sordum.
Avukat başını iki yana salladı. “Nermin Hanım özellikle gizli tutulmasını istedi.”
O an içimde garip bir his yükseldi. Zafer değil. Hüzün de değil. Daha çok doğrulanmış bir gerçek gibi.
Birkaç hafta sonra Merve ile Derya beni aradı. Evin çatısı akıyormuş. Tesisat patlamış. Kredi borcu sandıklarından fazlaymış. Tartıştıklarını telefondan bile anlayabiliyordum.
“Büyükannem bizi kandırmış,” dedi Merve öfkeyle.
Hayır, diye düşündüm. Kimseyi kandırmadı. Sadece herkese hak ettiğini verdi.
Ben yeni dairemin balkonunda otururken Karabaş ayaklarımın dibinde uyuyordu. Gökyüzü turuncuya dönüyordu. İçimde büyük bir sessizlik vardı.
Büyükannem bana para bırakmamıştı aslında. Bana bir seçim bırakmıştı.
Ev, duvarlardan ibaretti. Para, harcanabilirdi. Ama bir insanın son günlerinde yanında olmak — işte o geri alınamazdı.
Karabaş başını dizime koydu. Tasmasındaki küçük metal parça güneşte parladı.
Gülümsedim.
Miras dediğin şey bazen bir ev değildir. Bazen bir QR kodun arkasına saklanmış bir sınavdır.
Ve o sınavı sadece yumuşak kalpliler geçer.