Kızım 13 yıl sonra polisler ve avukatlarla geri döndü

Kızım 13 yıl sonra polisler ve avukatlarla geri döndü, beni çocuklarını çalmakla suçluyordu… ama benim onun yalanını tamamen çökertebilecek bir belge sakladığımı bilmiyordu.

“Bu adam çocuklarımı on üç yıl boyunca benden sakladı!” diye bağırdı Elif, evimin önünde, iki polis aracının sokağı kapattığı ve komşuların sanki akşam haberlerini izler gibi pencerelere doluştuğu sırada.

Ben mutfakta, torunlarıma sahanda yumurta yapıyordum. Kapı bir anda şiddetle kırıldı. Ahşap gürültüyle çatladı, tava sallandı, kahve fincanım yere düştü. Ne olduğunu anlamadan üç polis beni yere yatırmıştı.

—Yere yat! Ellerini görebileceğimiz şekilde!

Benim adım Hasan Demir. 69 yaşındayım. İstanbul Üsküdar’da sakin sayılan bir mahallede yaşarım. Zengin değilim. Simit sattım, kombi tamir ettim, inşaatta yük taşıdım. Üç çocuğumu böyle büyüttüm. Ama kızım Elif, bir gece “Ekmek alıp geleceğim” deyip çıkmıştı.

O “az sonra” on üç yıl sürdü.

Mert dört yaşındaydı, Zeynep iki, Ali ise henüz kırk günlük bir bebekti. Elif onları bir sabah eski bir battaniyeye sarıp salonuma bırakmıştı. Ne süt sordu ne para. Sadece gitti.

Ve şimdi geri dönmüştü. Üzerinde pahalı bir ceket, yanında takım elbiseli bir avukat ve her şeyi kaydeden bir kamera vardı.

—İşte o adam! —diye beni işaret etti, polisler sırtıma diz çökmüşken— Çocuklarımı elimden aldı. Beni tehdit etti. Onları geri alamayacağımı düşündürdü.

—Yalan söylüyorsun! —diye bağırdım, ama sesim boğuk çıktı— Sen terk ettin onları!

Mert koşarak odadan çıktı.

—Ona dokunmayın! O benim dedem!

İki polis onu duvara yasladı. Zeynep nefes alırken kullandığı aparatı elinde tutarak titriyordu ve ağlıyordu. Ali ise Elif’e yabancı birine bakar gibi bakıyordu.

Elif kollarını açtı, sahte bir gülümsemeyle.

—Canlarım, anne geri döndü.

Hiçbiri kıpırdamadı.

Sonra Elif Ali’ye yaklaşıp onu zorla kucakladı, yüzünü kameraya döndürdü.

—Gülün çocuklar. Artık kabus bitti.

O anda anladım: O sevgi için gelmemişti.

Beni kelepçelediler. Üsküdar’daki duvara asılı Meryem Ana tablosunun önünden geçerken Zeynep’in oraya yapıştırdığı küçük resmi gördüm. Dışarı çıkarken komşularımın şaşkın bakışlarını, birinin telefonla çekim yaptığını gördüm.

Araca bindirilirken Elif avukatına bir şey fısıldadı. Avukat gülümsedi ve evime doğru baktı—tam da benim odama.

Yerde gevşek bir fayansın altında sakladığım sarı bir zarf vardı. On üç yıldır saklıydı.

Eğer o zarfı Elif benden önce bulursa, her şey biterdi.

Ve o an, başıma gelecekleri hayal bile edemiyordum…

BÖLÜM 2

Savcılıkta bana bir suçlu gibi davrandılar. Fotoğraflarımı çektiler, parmak izimi aldılar ve kimsenin dinlemek istemediği bir ifade verdim. Onlara göre Elif, çocuklarını geri almış mağdur bir anneydi; ben ise onları yıllarca “alıkoymuş” garip bir ihtiyardım.

Devlet tarafından atanan avukatım, Burak adında genç biriydi. Ter içinde gelmişti, gözlerime bile bakmıyordu.

—Hasan Bey, durum kötü. Kızınızın avukatı televizyonlarda çıkanlardan. Basına konuşmuşlar bile. Sizi çocukları manipüle etmekle suçluyorlar.

—Peki torunlarım?

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

Reklamlar