Kızımın Emekleriyle Alay Eden Öğretmeni Görünce Şoke Oldum! Eline Mikrofonu Alıp Öyle Bir Şey Söyledim Ki Tüm Okul Buz Kesti..

Hemen Defne’ye dönüp, “Tatlım, çantaların harika! Yarın kermese seninle geleceğim ve sana yardım edeceğim, tamam mı?” dedim.


Ertesi gün kermeste Defne’nin çantaları büyük ilgi gördü. İnsanlar kapış kapış satın alıyor, ona ne kadar yetenekli olduğunu söylüyorlardı. Ta ki çocukluğumun o karanlık kâbusu, yaşlanmış ama kibri hiç değişmemiş o kadın yanımıza gelene kadar.


“Ah, demek Defne SİZİN kızınız,” dedi umursamaz ve alaycı bir tavırla. “Kesinlikle ikinizin de işe yaramaz olması ve tek bir düzgün şey bile yapamaması hiç şaşırtıcı değil.”

Öfkeden deliye dönmüştüm. Ama Sevim Hoca çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırıyordu. Ben artık onun karşısında, sınıfın arka sırasında sessizce ağlayan o on üç yaşındaki çaresiz kız değildim!






Yüzümde nazik ama tehlikeli bir gülümsemeyle sahneye, sunucuya doğru yürüdüm ve mikrofonu istedim. Derin bir nefes aldım ve kalabalığa seslendim:

“Değerli misafirler, çok önemli bir duyuru yapmak istiyorum. Sevgili Sevim Hocamız hakkında… Lütfen beni ÇOK DİKKATLİ DİNLEYİN!”

Tüm kermes alanı bir anda ölüm sessizliğine büründü. Yüzlerce velinin, öğrencinin ve öğretmenin gözü bana çevrildi. Sevim Hoca’nın yüzündeki o alaycı sırıtış yerini ufak bir şaşkınlığa bırakmıştı ama hâlâ ne olacağından habersizdi. Mikrofonu daha da sıkı kavradım ve sesimin tüm bahçede yankılanmasına izin verdim.

“Birçoğunuz beni sadece Defne’nin annesi olarak tanıyorsunuz,” diye başladım, sesim titremesin diye büyük bir çaba sarf ediyordum. “Ancak ben aynı zamanda bu okulun eski bir öğrencisiyim. Yıllar önce bu sıralarda otururken, maddi durumumuz hiç iyi değildi. İkinci el, solmuş kıyafetlerle okula gelmek zorundaydım. O dönemde bana rehberlik etmesi, beni koruması gereken bir öğretmenim, tüm sınıfın önünde beni tahtaya kaldırmış ve kıyafetlerimle alay etmişti. Bana, ‘Sen büyüyünce tıpkı kıyafetlerin gibi değersiz, parasız ve utanç verici biri olacaksın’ demişti.”

Kalabalıktan şaşkınlık nidaları yükselmeye başladı. Okul müdürü hızla sahneye doğru adım attı ama elimle ona durmasını işaret ettim. Gözlerimi doğrudan Sevim Hoca’nın üzerine diktim; rengi kâğıt gibi bembeyaz olmuştu.

“O öğretmen şu an aramızda,” diye gürledim. “Ve ne yazık ki aradan geçen yirmi yılda kalbindeki o zehir hiç tükenmemiş. Kendisi dün, ihtiyaç sahibi çocuklar üşümesin diye haftalarca parmakları kanayana kadar dikiş diken on üç yaşındaki kızıma gelip, ‘Bu çantalar işe yaramaz, bunları ancak evsizler takar. Sen de tıpkı annen gibi bir hiçsin’ deme cüretini göstermiştir!”

Sözlerim havada asılı kaldığında koca okul bahçesinde adeta kıyamet koptu. Veliler öfkeyle birbirlerine fısıldıyor, bazıları doğrudan Sevim Hoca’ya dönüp ayıplarcasına bakıyordu. Sevim Hoca bulunduğu yerden küçüldükçe küçülüyor, etrafındaki kalabalık ondan iğrenerek uzaklaşıyordu.
Reklamlar