“Ve,” diye devam etti memur, “kızınız ifadesinde sürekli sizden bahsetti.”
Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. “Benden mi?”
“Evet,” dedi. “Bize şöyle dedi: ‘Babam bana her zaman doğru olanı yapmam gerektiğini öğretti. İnsanlar bağırsa bile, korksam bile… doğruyu savunmam gerektiğini söyledi.’”
O an içimde yılların yorgunluğu, korkusu, emeği… hepsi bir anda yüzeye çıktı.
Aylin’in küçüklüğü gözümün önüne geldi. İlk yürüdüğü gün… ilk kez “baba” dediği an… gece ateşlendiğinde sabaha kadar başında beklediğim zamanlar…
Hepsi bir anda anlam kazandı.
Memur son bir adım atıp bana biraz daha yaklaştı.
“Beyefendi… çoğu zaman kapıya böyle geldiğimizde insanlar kötü haber bekler. Ama bu sefer farklı.”
Yutkundum.
“Size şunu söylemeye geldik…” dedi ve hafifçe gülümsedi.
“Kızınızla gurur duymalısınız.”
O an gözlerim doldu.
Tam konuşacakken arkamdan kapı sesi geldi.
Döndüm.
Aylin kapının eşiğinde duruyordu. Gözleri bana bakıyordu… biraz endişeli, biraz çekingen.
“Baba…” dedi yavaşça.
Bir an hiçbir şey söyleyemedim. Sadece ona baktım.
Sonra içimdeki tüm korkular, tüm endişeler yerini tek bir şeye bıraktı: gurura.
Yavaşça ona doğru yürüdüm.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
Başımı salladım.
“Evet,” dedim.
Bir an duraksadım… sonra gülümsedim.
“Çok güzel bir şey oldu.”