“Kızlarını da al git. Artık bir oğlum olacağına göre gerçek bir aile kurma vaktim geldi.”
Boşanma dilekçesine son imzalar atıldıktan sadece beş dakika sonra eski kocam Mert’in ağzından çıkan ilk cümleler bunlardı. Avukatın duvarındaki saate baktım: 10:21. On iki yıldır sürdürdüğüm evlilik tek bir kaleme bitti. İçimdeki bir şeylerin paramparça olacağını sanıyordum ama hissettiğim tek şey derin, sessiz bir huzurdu.
Mert, karşımdaki koltukta oturmuş, sanki sıradan bir iş toplantısını bitirmiş gibi telefonunu kurcalıyordu. Kaleminin kapağını bile kapatmadan bir numara çevirdi. “Bitti hayatım. Çıkıyorum, randevumuz hâlâ saat on birde değil mi? Aslan oğluma söyle, babası geliyor.”
Aradığı kişi Ceyda’ydı. Mert’in son bir yıldır “şirketin lojistik danışmanı” diye tanıttığı kadın. Telefonu kapattıktan sonra bana döndü: “Öğrenmişsindir zaten, Ceyda erkek bebek bekliyor. Annemgille havalara uçtu. Nihayet Varol soyunu devam ettirecek bir varis geliyor.”
Kızlarım Selin dokuz, Melis ise henüz beş yaşındaydı. Yıllardır Mert’in ailesinin “Keşke bir de erkek olsaydı” şakalarının aslında birer itiraf olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum. Ceyda’nın hamileliği öğrendiklerinden beri Mert’in annesi Türkan Hanım kadına her hafta çiçekler gönderiyor, babası Adem Bey “geleceğin varisi” için fon hesabı açıyordu. Kızlarım ise tamamen unutulmuştu.
Mert masadaki lüks rezidansın ve cipin anahtarlarını göstererek kibirle gülümsedi. “Ev de araba da bende kalıyor. Kızların velayetini sen istediğine göre tüm sorumluluk sende. Ben işim elverdikçe onları görürüm.”
Görümcem Pınar da abisini destekleyen bir gülümsemeyle, “Böylesi daha iyi oldu Elif, Mert nihayet hayal ettiği aileye kavuşacak,” dedi.