Çantamdan ev ve arabanın anahtarlarını çıkarıp masaya bıraktım. “İkisi de sende kalsın.”
Ayağa kalkıp paltomu düzelttim. Kapıdan çıkmadan önce Mert’e son bir kez baktım: “Sadece tek bir şeyi unutma Mert. Bir şeyin anahtarına sahip olman, ona gerçekten sahip olduğun anlamına gelmez.”
Sokağa çıktığımda beni bekleyen siyah lüks bir araç duruyordu. Dört saat sonra kızlarımla birlikte yurt dışı uçuşumuz vardı. Mert’in henüz bilmediği şey şuydu: Kendisinin sandığı o lüks rezidans, kullandığı cip ve hayatındaki birçok imkan aslında hiçbir zaman ona ait olmamıştı.
Büyükbabam Enver Soyer’in kurduğu Soyer Lojistik, onlarca yıl içinde Azerbaycan, Türkiye ve Avrupa genelinde dev bir tedarik zinciri holdingine dönüşmüştü. Mert, oturduğumuz evin aile vakfımıza ait bir holding şirketi üzerinden kiralandığını, bindiği aracın da şirket filosuna kayıtlı olduğunu bilmiyordu. On iki yıl boyunca kendi kazancıyla yaşadığını sanmasına izin vermiştim.
Mert hastaneye vardığında tüm ailesi Ceyda’nın ultrason muayenesi için toplanmıştı. Ancak doktor ultrason cihazını incelerken aniden ciddileşti.
“Bir sorun mu var doktor bey?” diye sordu Ceyda endişeyle.
Doktor derin bir nefes aldı: “Bebek gayet sağlıklı. Ancak gebelik haftasında ciddi bir uyumsuzluk var. Ceyda Hanım 14 haftalık olduğunu söylemişti fakat bebeğin gelişimi tam 21 haftalık olduğunu gösteriyor.”
Odadaki herkes donakaldı. 21 hafta öncesi, Şubat ayının ilk haftasına denk geliyordu ve Mert o tarihte beş günlüğüne şehir dışındaydı.
Tam o sırada Mert’in cebindeki telefon şiddetle çalmaya başladı. Rezidans yönetiminden acil bir mesaj gelmişti…Rezidans müdüründen gelen mesajda şöyle yazıyordu: “Mert Bey, işgal ettiğiniz dairenin ticari kira sözleşmesi ve şirket tahliye protokolü hakkında acilen görüşmemiz gerekiyor.”
Aynı dakikalarda klinikteki doktorun açıklamasıyla Mert’in dünyası başına yıkıldı. Ceyda baskılara dayanamayarak ağlamaya başladı ve Şubat ayında eski erkek arkadaşıyla görüştüğünü itiraf etti. “Varis” dedikleri bebek Mert’ten değildi. Türkan Hanım sandalyeye yığıldı, Pınar ise tek bir kelime bile edemedi.
O sırada ben kızlarım Selin ve Melis ile birlikte Bakü’ye giden uçaktaydım. Mert’in boşanma protokolü sırasında okumadan imzaladığı evraklar arasında, çocukların yurt dışında yaşamasına izin veren muvafakatname de vardı. Her şeyi yasal ve kusursuz bir şekilde planlamıştım.
Havaalanında beni arayan Mert telefonda avazı çıktığı kadar bağırıyordu: “Ev benim üzerime değilmiş! Araba şirket filosuna aitmiş! Bana bunu nasıl yaparsın?!”
“Sana hiçbir şey yapmadım Mert,” dedim sakince. “On iki yıl boyunca bana ‘Benim param olmasa bir hiçsin’ dedin. Ama bir kez olsun benim kim olduğumu, neye sahip olduğumu sormadın.”
“Ne kadar paran var senin?!” diye bağırdı.
Gülümsedim. “Bu soru, değerimin senin ilgine bağlı olmadığını anladığım gün seni hiç ilgilendirmez oldu.”
Telefonu kapattım.
Bakü’ye yerleştikten sonra Soyer Lojistik’in Avrasya Bölge Strateji Direktörü olarak işimin başına geçtim. On iki yıl boyunca çocuklarımı büyütmek için ara verdiğim kariyerime gururla döndüm. Kızlarım yeni okullarına çabucak uyum sağladı, geniş bahçeli evimizde huzuru bulduk.
Birkaç ay sonra Mert beni tekrar aradı. Sesi tamamen kırılmıştı. Ceyda’dan ayrılmış, rezidanstan çıkarılmış, şirket aracını teslim etmiş ve mütevazı bir hayata dönmek zorunda kalmıştı.
“Çok büyük bir hata yaptım Elif,” dedi kısılan sesiyle. “Seni, kızlarımı, her şeyi kaybettim. Kızları görmek için gelmek istiyorum.”
“Mahkemenin belirlediği takvime uyduğun sürece gelebilirsin,” dedim.
Duraksadı. “O gün… boşanırken nasıl o kadar sakindin?”
Bahçede neşeyle koşturan kızlarıma baktım. “Çünkü artık ne yapacağının bir önemi kalmamıştı Mert. Senden değişmeni beklemeyi bıraktığım gün, hayatım üzerindeki tüm gücünü kaybettin.”
Mert cevapsız kaldı ve hattı kapattım.
Bir pazar sabahı küçük kızım Melis yanıma koşarak geldi. “Anne, ablam büyüyünce senin gibi büyük bir şirketi yöneteceğini söylüyor!”
Selin de arkasından gelip gururla başını salladı. Melis gözlerimin içine bakarak sordu: “Kız olduğumuz halde biz de başarabiliriz değil mi?”
Dizlerimin üzerine çöküp ikisinin de ellerini tuttum: “Sakın unutmayın; bu dünyada kız çocuğu olmak hiçbir şeyin gerisinde kalmak demek değildir. Siz istediğiniz her şeyi başarabilirsiniz.”
On iki yıl boyunca bize hissettirilen o değersizlik duygusu o an uçup gitti. Mert bir erkek evlat sahibi olarak “gerçek bir aile” kuracağını sanmıştı. Bense onun arkasında bıraktığı iki pırlanta gibi kızın elinden tutup yepyeni, güçlü bir gelecek inşa etmiştim.
Bir ev kaybolabilir, bir evlilik bitebilir, servet el değiştirebilir. Ancak hiçbir çocuk, sadece kız olarak doğduğu için daha az sevilmeyi veya ikinci plana atılmayı hak etmez. Asıl zafer, kendi değerini başkalarının lütfuna bırakmamaktır.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.