"Ben sizi korumak için gittim," diye hıçkırdı Vedat. "O kadın ve arkasındakiler size zarar verecekti. Onlara borçluydum, bedelini ben ödedim. Sizden nefret etmenizi istedim ki peşimden gelmeyin, güvende kalın."
Düğün salonunun o neşeli atmosferi yerini ağır bir sessizliğe bıraktı. Ferhat babasına doğru bir adım attı, duraksadı. Göz göze geldiler. O kağıt parçası, yirmi yıllık nefretimizi bir anda darmadağın etmiş, yerine tarif edilemez bir boşluk ve hüzün bırakmıştı. Vedat, bir kahraman değildi; korkaklığıyla sevgisi arasında sıkışmış, hayatını mahvetmiş bir adamdı. Ama bize gönderdiği o sessiz destek, aslında bizi hiç terk etmediğinin kanıtıydı.
Ferhat, eğilip babasının kolundan tuttu ve onu ayağa kaldırdı. Ona "baba" demedi, sarılmadı da. Sadece kulağına eğilip, "Geç kaldın ama buradasın," dedi. Vedat’ı salonun en arka sırasına, kuytu bir köşeye oturttuk. O gece o düğünde ne bir barışma töreni yapıldı ne de eski defterler tamamen kapandı. Ama o kağıt, kalbimizdeki nefret buzunu eritmişti. Ferhat, yeni hayatına babasının gölgesini arkasına alarak değil, o gölgenin gerçek rengini bilerek başladı.
Akşamın sonunda salon boşalırken, Vedat'ın oturduğu sandalyede bıraktığı o kağıdı tekrar elime aldım. Üzerindeki tarih, tam yirmi yıl önceki o karlı geceye aitti. İlk parayı o gece, kucağımda bebeğimle donarken postalamıştı. Belki affetmek imkansızdı ama anlamak, o soğuk geceyle olan hesabımı kapatmama yetmişti.