Mumbai Cinayet Bürosu yerine artık İstanbul Organize Suçlar Birimi’nden Komiser Mira Demir içeri girdi. Yağmurla ıslanmış pardösüsü, elinde kimliği ve gözlerinde öfke vardı. Arkasında sigorta şirketinden iki müfettiş ve Nehir’in eski mühendislerinden Mert Kaya duruyordu.
Ceyda’nın rengi attı.
Servikal boyunluğun içindeki küçük hoparlörden Ceyda’nın sesi net şekilde yayıldı:
—Kaza kusursuz olmalıydı. Bozuk fren, biraz yıkılmış bir koca… sonra sigorta parası ve şirket hisseleri.
Ardından ikinci cümle geldi:
—Sen hayatta kalınca Arda sadece enkazla kaldı.
Her kelime Ceyda’nın yüzüne tokat gibi çarptı.
Nehir zorla başını çevirdi.
—Konuşmayı bırakmalıydın.
Ceyda saldırmak istedi ama Komiser Mira bileğini çevirip onu duvara yasladı.
—Beni tuzağa düşürdü! —diye bağırdı Ceyda.
—Hayır, —dedi Nehir sakin bir sesle. —Sen beni öldürmeye çalışırken her şeyi kendin anlattın.
O anda Arda Yılmaz koşarak içeri girdi. Saçları ıslak, kravatı dağınık, yüzünde sahte bir panik vardı.
—Nehir! Neler oluyor?
Komiser Mira ona döndü:
—Arda Yılmaz, sizi cinayete teşebbüs, sigorta dolandırıcılığı ve organize suçtan tutukluyorum.
Arda Nehir’e baktı. İlk kez gözlerinde kontrol değil, korku vardı.
—Anlamıyorsun…
—Ben her şeyi anlıyorum, Arda, —dedi Nehir. —Fren sensörleri, şifreli yedekler, sahte sevgi ve tekerlekli sandalyeyi sessizlik sanan insanlar…
Arda’nın söyleyecek hiçbir şeyi kalmamıştı.
Birkaç saat içinde Ece Kaplan, İstanbul’daki sahil semtinde (Bebek’te) bir evde çanta dolusu mücevher ve belgeyle yakalandı. Mutfaktaki yasemin çiçekleri kurumuştu. Kasa açıktı. USB bellek yoktu.
Ama gerçek dosya zaten çoktan savcılığa, sigorta birimine ve polis soruşturmasına ulaşmıştı.
Soruşturma her şeyi ortaya çıkardı:
Arda, sigorta poliçesini aylar önce yükseltmişti.
Ece, garajdaki kameraları devre dışı bırakmıştı.
Ceyda, hastane vardiya saatlerini özellikle seçmişti.
Onlar, yürüyemeyen bir kadının akıl yürütmeyeceğini sanmıştı.
Yanılmışlardı.
Aylar sonra dava ülke gündemine oturdu. Kimi “çok zeki bir kadın” dedi, kimi “daha önce polise gitmeliydi” dedi. Ama dışarıdan konuşanlar, sevdiği adamın kendi ölümünü planladığını görmemişti.
Nehir cevap vermedi.
Fizik tedavisine, mahkemelere ve şirketine odaklandı. Bacakları hâlâ yürümüyor ama elleri yeniden tasarlamaya başlamıştı.
Kendi hayatını kurtaran tekerlekli sandalyeyi geliştirdi:
acil kilit sistemi, canlı yayın bağlantısı, eğim sensörü, polis alarmı ve otomatik denge.
6 ay sonra mahkemeye girdiğinde üzerinde gri bir takım elbise vardı. Boynu sabitti, bakışları güçlüydü.
Salonda sessizlik çöktü.
Hâkim kararını açıkladı:
Arda Yılmaz’a 28 yıl,
Ceyda Yılmaz’a 18 yıl,
Ece Kaplan’a 12 yıl hapis cezası verildi.
Duruşma sonrası İstanbul’un gökyüzü günler sonra açılmıştı.
Komiser Mira sordu:
—Şimdi nereye?
Nehir yola, ıslak ağaçlara ve uzaktaki binalara baktı.
—Eve.
Kısa bir sessizlikten sonra:
—Hayır… ileriye.
Haftalar içinde hastaneler, rehabilitasyon merkezleri ve kaza mağduru dernekleri onun akıllı tekerlekli sandalyesini talep etmeye başladı.
Birçok kadın ona mesaj gönderdi: “biz de zayıf, yük ve değersiz denildik.”
Nehir her mesajı okudu. Bazen ağladı, bazen gülümsedi.
Şunu öğrendi: yeniden başlamak acıyı unutmak değildir. Acının hayatını yönetmesine izin vermemektir.
Arda onun ölümünden para istiyordu. Ceyda sessizliği kontrol etmek istiyordu. Ece onun hayatını çalmak istiyordu.
Ama sonunda herkes yaptığının bedelini ödedi.
Ve Nehir… merdivenlerin karanlığından itilen kadın, düşmemeyi bir güç haline getirip başkalarını hayatta tutan sisteme dönüştü.
Çünkü bazıları düşeni zayıflık sanır…
ama bazıları, hareket edemese bile doğru anda doğru düğmeye basarak dünyayı kurtarabilir.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.