Öğleye doğru mesajlar gelmeye başladı. Önce öfkeliydi. Sonra inkâr. Ardından yalvarma. Cevap vermedim. Susmak, bazen en gürültülü cevaptır. Akşamüstü kapım çaldı. Açmadım. Kapının arkasından konuştu; “Bir yanlış anlama,” dedi. Yanlış anlamalar böyle olmazdı. Yanlış anlamalar, yatağın paylaşılmasıyla başlamazdı.
Ertesi gün mahkemeye başvurduk. Süreç beklediğimden hızlı ilerledi. Belgeler konuşuyordu; ben susuyordum. Kocamın yüzündeki şaşkınlık, yerini korkuya bıraktı. Gücün, sandığı yerde olmadığını anlamaya başlamıştı. O gücü bana atfettiğini sanmıyorum; daha çok, kendi elinden kayıp gittiğini fark ediyordu.
Bu sırada “kardeşim” dediğim kadın da aradı. Açtım. Sesi titriyordu. Affedilmek istiyordu. Bir şeyler anlatmaya çalıştı; yalnızlıktan, hatalardan, zaaflardan söz etti. Dinledim. Sonra sadece şunu söyledim: “Benim hayatımda artık yerin yok.” Kısa bir sessizlik oldu. O sessizlikte, yılların yükü hafifledi.
Boşanma günü yaklaştıkça şehir daha parlak görünüyordu. Kendime küçük rutinler edindim. Sabahları erken kalkıp yürüyüş yaptım. Kahvemi aynı masada içtim. Aynaya baktığımda, yüzümdeki çizgiler değişmemişti ama bakışlarım farklıydı. Kendimle yeniden tanışıyordum.
Mahkeme günü geldiğinde, kocam karşıma oturdu. İlk kez göz göze geldik. Eskiden tanıdığım adam değildi. O da beni tanımıyordu artık. Hakim kararları okurken, kalbim hızlı atmadı. Aksine, derin bir dinginlik vardı. Evlilik bitti. İş ortaklığı bitti. Hesaplar kapandı. Anahtarlar teslim edildi.
Dışarı çıktığımda hava serindi. Merdivenlerde bir an durup gökyüzüne baktım. Bulutlar ağır ağır geçiyordu. O an anladım: İntikam diye başlayan bu yol, beni başka bir yere getirmişti. Kaybettiğim bir şey yoktu; aksine, kendimi geri almıştım.
Günler geçti. Yeni bir eve taşındım. Daha küçük, daha sade ama tamamen benim. Duvarlara resimler astım; masaya çiçek koydum. İşimde yeni bir proje aldım. Kendi adımla, kendi imzamla. Akşamları pencereden sokağı izlerken, içimde bir sızı değil; hafif bir gurur vardı.
Bir akşam telefonum çaldı. Tanımadığım bir numara. Açmadım. Mesaj geldi: “Konuşmamız gerek.” Sildim. Bazı konuşmalar, hiç başlamamalıdır.
Sonra aynanın karşısına geçtim. Kendime gülümsedim. O gün yatak odasında donup kalan kadın gitmişti. Yerine, sınırlarını bilen, gücünü sessizlikten alan biri gelmişti.
Beni alt ettiğini sanmıştı.
Yanılmıştı.
Çünkü bu hikâyenin kazananı, bir başkasını yenen değil; kendini kaybetmeyendi.