Deliğin hemen üst tarafında, beşiğin hizasında, küçük bir açıklık vardı. Neredeyse görünmeyecek kadar ince bir çatlak.
O anda her şey birleşti kafamda.
Geceleri duyduğumuz o tuhaf sesler… kızımın göğsündeki “tıkırtı”… bitmeyen öksürük…
Fareler.
O duvarın içinde yaşıyorlardı. Ve büyük ihtimalle, o küçük çatlak sayesinde içeriye hava, toz, hatta belki mikrop yayıyorlardı. Belki de geceleri daha aktif oldukları için kızımın durumu kötüleşiyordu.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Hemen kızımı aldım, o odadan çıkardım. O geceyi salonda geçirdik. Sabah olur olmaz bir ustayı ve ilaçlama ekibini çağırdım.
Duvar tamamen açıldı.
İçerisi düşündüğümüzden de kötüydü. Eski yapıdan kalma boşluklar, çürümüş yalıtım ve büyük bir fare yuvası. Uzmanlar, bu tür durumların ciddi solunum problemlerine yol açabileceğini söyledi. Hatta bazı partiküllerin bebeklerde ağır reaksiyonlara neden olabileceğini…
O an Daisy’ye baktım.
Patileri yara içindeydi. Yorgundu. Ama hâlâ tetikteydi.
Ve ben…
Günlerdir ona kızmıştım.
Oysa o, kızımı korumaya çalışıyordu.
Temizlik, ilaçlama ve tadilat haftalar sürdü. Kızım bu süreçte başka bir odada kaldı. Ve inanılmaz ama gerçek… birkaç gün içinde öksürüğü azalmaya başladı. Bir hafta sonra neredeyse tamamen geçti.
Doktor bile şaşırdı.
“Demek ki alerjik bir reaksiyonmuş” dedi.
Ama biz gerçeği biliyorduk.
O günden sonra Daisy’ye bir daha asla aynı gözle bakmadım. O artık sadece bir evcil hayvan değildi. O, kızımın hayatını kurtaran bir dosttu.
Şimdi ne zaman biri bana “Köpeğim garip davranıyor” dese, tek bir şey söylüyorum:
Bazen hayvanlar, bizim göremediğimiz şeyleri görür.
Ve bazen… onları ciddiye almak hayat kurtarır.