“Tarık aslında sana bir şey bıraktı. Ama bundan hiç hoşlanmayacaksın. Bana, öldükten sonra sana vermemi, bir dakika bile önce göstermememi tembihledi. Artık gerçeği öğrenme vaktin geldi.”
Selahattin bunları söylerken gözlerini benden kaçırıyordu. Salonun ortasındaki eski ahşap sandığa baktım. Üzerindeki demir kilit paslanmış, kapağına küçük harflerle adım kazınmıştı: Necla.
“Bu sandık nereden çıktı?” diye sordum.
“Ağabeyim elli beş yıl sakladı.”
Kalbim hızlandı. Tarık’la evlendiğimiz üç yıl boyunca bu sandıktan bir kez bile bahsetmemişti.
Selahattin cebinden anahtarı çıkardı. Ancak kilide uzandığında elini tuttum.
“Önce söyle. Neden hoşlanmayacakmışım?”
“Çünkü bu sandığın içinde benim de günahım var.”
Kapağı açtığımızda en üstte kurumuş menekşelerle dolu küçük bir kutu duruyordu. Altında sararmış zarflar vardı. Hepsi benim adıma yazılmıştı. Tarihler, Tarık’ın şehirden ayrıldığı yazdan başlıyordu.
Bir zarfı açtım. Titrek olmayan, genç ve aceleci bir el yazısıydı.
“Necla’m, sana söz verdiğim gibi ilk maaşımdan para ayırdım. Baharda geleceğim. Mektuplarımı neden cevaplamıyorsun bilmiyorum ama seni sevmekten vazgeçmedim.”
Gözlerime inanamadım.
“Bana hiç mektup gelmedi,” dedim.
Selahattin başını eğdi.
“Biliyorum.”
O iki kelime, aramızda yıllardır kapalı duran bir kapıyı kırdı.
Tarık’ın babası, oğlunun başka şehirde zengin bir ailenin kızıyla evlenmesini istiyormuş. Benim babam ise demiryollarında çalışan sıradan bir işçiydi. Tarık’ın gönderdiği mektupları önce babası toplamış. Sonra da küçük kardeşi Selahattin’e, Eskişehir’e gidip benim yazdığım cevapları postaneden almak için hazırlanmış bir oyuna katılmasını söylemiş.
“Ben on beş yaşındaydım,” diye fısıldadı Selahattin. “Babam ağabeyimi koruduğunu söylüyordu. Ben de ona inandım.”
“Ya sonra? Büyüdüğünde neden konuşmadın?”
Cevap veremedi.
Sandıktaki ikinci bölmeye uzandım. İçinden üzerinde yıllar öncesinin tarihi bulunan bir gazete kupürü çıktı. Başlığı okuduğum anda ellerim buz kesti.
“Eskişehir yolunda feci kaza: Anne ve çocuktan geriye yalnızca baba kaldı.”
Gazeteci yanlış yazmıştı. Kazada ölenler kocamla oğlumdu. Hayatta kalan bendim.
Kupürün arkasına Tarık şu cümleyi yazmıştı:
Yaşamaz Denilen Yedizler Büyüdü
şarkıcı hayatını kaybetti
Babamın Cenazesine Yüzlerce Yabancı İnsan Geldi.